Anasayfa | İl Örgütleri | Program ve Tüzük | Basın Açıklamaları | Haberler | İletişim
 
Program ve Tüzük

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

PROGRAMI

5 Ocak 2004

İNSANLIĞIN ÖZLEMİ

İnsanlığın ve Emekçi Hareket Partisi’nin Özlemi:

Marksizmin ışığında ve işçi sınıfının önderliğinde; kapitalizmi, sınıfları, sömürüyü, yabancılaşmayı ve tüm ezen ezilen ilişkilerini yeryüzünden silip komünizme ulaşmaktır.

Emekçi Hareket Partisi,

Yöneten yönetilen çelişkisini; kafa emeği ile kol emeği, şehirler ile köyler arasındaki farkları; erkek egemenliğini; eşitsizlikleri; sınırları; faşizmi; ırkçılığı; şovenizmi; sömürgeciliği, emperyalist savaşları ve onların yarattığı şiddeti yok etmek için, enternasyonalist; demokratik planlamacı; özyönetimci; özgürlükçü; çoğulcu; kadınların kurtuluşundan yana; doğaya tahakkümü ve eşcinsellere yönelik ayrımcılığı reddeden; gerontokrasi, militarizm ve bürokrasi karşıtı; demokrasiyi içselleştirmiş bir sosyalizm için mücadele eder.

Emekçi Hareket Partisi’nin Yolu:

Türkiye’de, emperyalist-kapitalist tekelci burjuva hakimiyetini, üretim araçlarının özel mülkiyetini, mevcut üretim ve bölüşüm ilişkilerini; emekçilerin, kendi özgücünden başka güçlere bel bağlamadan, burjuvazi ve burjuva devletten bağımsız örgütlü mücadelesiyle aşarak; sosyalist devrimle emekçilerin iktidarını kurmanın engebeli, dolambaçlı, sarp ve devrimci yoludur.

İNSANLIĞI KRİZLERDEN VE EMPERYALİZMDEN KURTARMAK İÇİN

TEK YOL DEVRİM

DÜNYA’NIN HALİ NEDİR?

Dünyanın üzerinde bu kez komünizm değil emperyalizm ve savaş heyulası dolaşıyor.

Ne acıdır ki dünyayı analiz etmeye giriştiğimizde, yeryüzünü sarmış keder verici gelişmeleri ele alarak işe başlamak zorunda kalıyoruz. İnsanlığın yaşadığı dertlerin bütün yeryüzünü sarmış hali olan emperyalizm hala tarihten silinemedi.

Bir türlü diyetini ödeyemediğimiz emperyalizm cezası nedir?

En önce şunu belirtmek gerekiyor: Güncel olarak emperyalizmin, temel çelişkileri ve eşitsizliklerini hafifleten ya da yumuşatan yeni bir aşamasıyla karşı karşıya değiliz.

Sömürücü sınıf sözcülerinin ve maalesef bazı sol çevrelerin ileri sürdüğü gibi, emperyalizmin çelişkilerinin hafiflemiş olduğu “küreselleşme” aşamasına gelmiş olduğumuz tezi doğru değildir.

Aslında bu küreselleşmeci ideoloji sanıldığı gibi yeni ve özgün de değildir. Birinci Paylaşım Savaşı öncesinde Marksist hareketin reformizm ve Leninizm olarak bölünmesinin temelinde Lenin’in II. Enternasyonal içinde Kautsky ve Bernstein gibi ünlü isimlerle, emperyalizmin niteliği üzerine yaptığı şiddetli tartışmalar vardır. Bu günkü küreselleşmeci solun tarihsel kökenleri , Kautsky’nin temsil ettiği; ekonomi içerisinde tekellerin, tekeli, zoru ve fethi dışlayan bir politik tutumla bağdaşabileceğini ileri süren II. Enternasyonal reformizmine dayanmaktadır.

Emperyalizm:

  • Tekellerin ve mali sermayenin egemenliğinin ortaya çıktığı;
  • Sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı;
  • Dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşılmasının başlamış olduğu
  • Dünyadaki bütün toprakların en büyük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.

Emperyalizm, serbest rekabetin tekele dönüşmesi; şiddetlenmiş rekabetin emperyalistler arası dünya çapında bir savaşa yol açması ve sermaye ihracının birinci plana geçmesi şeklinde, kapitalizmin esas özelliklerinden bazılarının kendi tam karşıtlarına dönüştüğü bir aşamadır.

Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır.

DÜNYA ÇAPINDA YAŞANAN EKONOMİK KRİZ

Genel anlamda krizi, ekonomik istikrarın bozulması, devam eden bir sürecin iç çelişkiler ya da dış etkenlerle kesintiye uğrayarak yerini belirsizliğe ve dengesizliğe bırakması şeklinde tanımlayabiliriz.

Dünya, 2. Paylaşım Savaşı sonrasında genişleyen ve büyüyen ekonomik süreç 1970'lerin başlarından itibaren tersine dönerek büyümenin durması ve gerilemesi noktasına gelmiştir. Bu aşırı üretim krizidir. Kâr oranlarındaki düşüş, finans piyasalarındaki kırılganlık 1997'de Asya Kaplanları'nın çöküşünde, 2000’li yıllarda ise Rusya, Türkiye ve Arjantin krizleriyle kendisini gösterdi.

Mevcut sermayenin kullanılabileceği alanların kapitalizmin iç dinamiklerince geliştirilememesi sistemin belirleyici tıkanıklığıdır. Sermayenin çok köklü bir tercihle, üretime değil spekülasyona yönelişi büyük altüst oluşlar yaratacak niteliktedir.

Kapitalizmin yeniden üretimi gerçekleştirmesinin motivasyonunu sağlayan, kâr amacıdır. Bu niteliksel özellik, kapitalizmi, ihtiyaca göre üretime değil, karı maksimize etmeye yöneltmektedir. Bu niteliğinden dolayı kapitalizm, üretim kargaşasını ve aşırı üretim bunalımlarını bağrında taşımaktadır. Kapitalizmin ideologlarının sistemin zaafını örtmek için ileri sürdükleri ‘piyasaların' üretimi düzenledikleri iddiasının safsatadan ibaret olduğu yakın dönemde ortaya çıkan yıkıcı ekonomik krizlerle belgeleniyor. Yeryüzünde kapitalizmin “piyasaların” dışına sürdüğü milyarlarca insanın temel ihtiyacı karşılanamazken insanlığın yarattığı kaynaklar fazla üretimle çürümeye terk ediliyor veya kapitalizmin varlığını korumak için nükleer ve konvansiyonel silahların geliştirilmesine ve üretimine heba ediliyor. Böylesi bir olgunun varlığı korkunçtur.

SSCB’NİN ÇÖKÜŞÜNDEN SONRA AZGINLAŞAN EMPERYALİZM

1917 Ekim Devrimi'yle birlikte sosyalizme adım atarak insanlık tarihine yeni bir sayfa açan Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da yaşanan çözülmeyle birlikte tarihsel bir dönem kapanmış oldu. Bu gelişme, işçi sınıfı mücadelesinin, yaşadığı tıkanıklığa kendi çözümünü üretememesinden kaynaklandı.

1990’lara kadar ABD’ye karşı askeri, siyasi ve iktisadi bir güç olarak denge oluşturan Sovyetler Birliği, dünyanın iki kutuplu jeopolitik denge üzerinde şekillenmesinin öznelerinden biri oldu. Paris Komünü'nden sonra işçi sınıfının iktidarı ele almasının dünyada yol açtığı muazzam dönüşüm 20. yüzyılın karakterini belirledi. Devrimin önderleri tarafından saptandığı gibi kapitalizmin yeterince gelişmediği topraklarda gerçekleşen bu büyük atılımın, ekonomik, kültürel ve sosyal geriliği aşmaya olanak sağlayacak ileri kapitalist ülkelerdeki devrimlerin gerçekleşememesi sonucu ortaya çıkan yalıtılmışlık, yaratılan ekonomik gelişmenin de askeri-sınai sektörde merkezileşmesine yol açtı. Toplumsal kaynakların askeri harcamalarda yoğunlaşması sonucu toplumsal ihtiyaçların üretimi zaafa uğradı. SSCB, varlığını sürdürme yolunda dünya halklarının desteği ve atılımlarını esas almak yerine askeri gücünü kuvvetlendirerek büyük devlet politikasını esas aldı. Bu da bütün kurumlarında bürokratikleşmenin derinleşmesine zemin hazırladı. Olumsuz şartlardan beslenen bürokratik katman, devrimin hedeflerinden uzaklaşarak eşitsizliğin rantından fayda sağlarken statükonun savunucusu oldu. Eski rejimlerden çok daha üstün bir demokrasinin kurulması bir yana, parti, en başta kendi kadrolarını şiddet uygulayarak tasfiye etti ve bu süreç bütün toplumsal alanlara yayılarak demokrasinin giderek daha da kısıtlanmasına yol açtı. Bütün bu şartların etkisiyle, Sovyetler Birliği kuşatma ve rekabete daha fazla dayanamayarak sahneden çekildi. Buna bağlı olarak da emperyalizm büsbütün sınır tanımaz hale geldi. Emperyalizmin sözcüleri açıkça “tarihin sonu”nu ilan ederek, insanlığın kapitalizmden başka bir çıkar yolunun olmadığını anlatmaya başladılar. Bu koşullardan hareketle emperyalizm, dünyayı kendi mantığı çerçevesinde yeniden düzenlenecekti ve bunun adı da ‘Yeni Dünya Düzeni’(YDD)ydi.

YDD fikri ile hayata geçirilmek istenenler, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da yer alan, bürokrasinin hakimiyetindeki ülkelerde yaşanan çözülmeden önce de gündeme girmiş durumdaydı. Emperyalistlerce her alanda dünya halklarına karşı yeni saldırı mekanizmaları devreye sokuluyordu. Dünyayı emperyalizmin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlemenin istek ve iradesi olan YDD, insanlığın bütün etkinliğini piyasanın ve kârın konusu haline getirmek istemekteydi.

ABD, tam bir hakimiyet yaratmak için, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki ülkelerin, emperyalist ilişkilere sunduğu piyasa imkanı dışında kapitalizmin seçeneksizliğini pervasızca ilan eden büyük bir ideolojik-siyasal zafer kazanıldığı duygusuna sahip oldu ABD kendince stratejisini oluşturmaya çalıştığı önümüzdeki on yılların dönemeçlerine, bütün bu varolan avantajlı tarihsel gelişmeleri arkasına alarak çıkıyordu.

Emperyalizme göre “sosyalizm ölmüştü”.

Artık “emperyalizm” gibi sevimsiz aşamaları da geride bırakmıştık. Bundan böyle “bilgi çağındaydık”, “sanayi sonrası toplumdaydık” ve “millennium’a giriyorduk ”.

Yeni bir dünya düzeni bize müjdeleniyordu.

EMPERYALİZMİN YENİ-LİBERAL SALDIRISI

YDD’nin ekonomik düzeyi yeni-liberalizmdi.

Yeni-liberalizm stratejisi: Kriz içindeki uluslararası sermayenin, yeniden yapılanmasını sağlamak ve emekçilerin sınıflar mücadelesinde biriktirebildiği kazanımlara saldırısının yolunu açmak üzere; bütün engellerin kalktığı, meta, para ve üretim sermayesi akımlarının serbestleştirildiği politikaların bütünüdür.

Emperyalizmin bu politikaları:

  • Ulus devletlerin, kaynak transferleri, ortaklık oranları, sektörler konularında kural ve sınırlar getiren, gümrük koyan özelliklerinin aşılması; sermayenin uluslararası düzeyde her türlü kısıtlamadan kurtularak, yüksek bir akışkanlık içinde daha az kar, verimlilik ya da direnişle karşılaştığı her yerden daha uygun yerlere doğru hızla kayabilmesi,
  • Sermayenin sermayedardan bağımsızlaşabildiği akışkanlığa karşılık; ulusal ekonomilerin sınırları içindeki, emek gücünün emekçiden bağımsızlaşamadığı koşulların emekçiler aleyhine kullanılması,
  • Ulus devletlerin, burjuvazinin müdahalelerine karşı emekçilerin bazı hak ve kazanımlarını muhafaza eden ve bu müdahaleleri frenleyen niteliğinin aşındırılması;
  • Uluslararası burjuvazinin, mevcut üretim sürecinin karakteristik mekanı olarak, çok sayıda emekçinin birlikte çalıştığı büyük işyerlerini tercih etmemesi,
  • Emekçilerin, çalışma süresini; koşullarını; ücretleri ve üsleneceği işlevi her an sömürücü sınıflar lehine değiştirmek üzere belirsizleştirerek, mevcut üretim sürecinin yeniden düzenlemesi,
  • Yedek işsizlik ordusu yaratma ve düşük ücret verilen bölgelerin işçilerini, yüksek ücretlilere karşı kullanma politikaları ile emekçilerin pazarlık gücünün azaltılması,
  • Emekçilerin mücadele gücü olan sendikal örgütlülüğün ve toplu sözleşme işleyişinin yok edilmesi,
  • Ücretler genel düzeyinin düşürülmesine yönelik olarak “sosyal devlet”in tasfiyesi,
  • Emek sürecinde ve iş yönetiminde sömürüyü arttırmak amacıyla, toplam kalite kontrolü ve kalite çemberleri, işçi sınıfını çekirdek ve çeper bölüklere bölme, esnek üretim teknikleri gibi yeni tekniklerin uygulanması,
  • Sermayenin eski sektörlerinin daralması ya da tasfiyesi buna karşılık yeni sektörlerin yükselmesi; rasyonalizasyon, otomasyon, genel amaçlı esnek makine sistemlerinin uygulamaya konulması; ülkeler ve ülke içi bölgeler arasında üretimin yeniden yerleşmesi, buna bağlı olarak uluslararası işbölümünün yeniden biçimlenmesi,
  • Sendikaların teknolojik rasyonalizasyona engel olamayacağı bir güçler dengesinin yaratılması,
  • Uluslararası ticaret, para ve sermaye akımlarının serbestleştirilmesi,
  • Piyasanın uluslararası alanda hükmünü icra etmesinin önünde bir engel olarak duran kamu işletmelerinin özelleştirme yoluyla tasfiyesi olarak özetlenebilir.

“KÜRESELLEŞME” KAVRAMI İLE YARATILAN TEORİK KEŞMEKEŞ

“Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” diyen Marks maalesef yanlış olarak “Demek ki dünyayı yorumlamak fazla önemli değilmiş” şeklinde de anlaşılabiliyor. Oysa ki dünyayı doğru yorumlamaya çalışmak son derece zahmetli ve kıymetli bir süreçtir.

Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.

Dünyadaki son dönem kapitalist-emperyalist ilişkilerin aldığı biçimlerin sol çevrelerce yetkinlikle yorumlanamayışının nedenlerinden biri de, solun kendi teorik-politik birikimine duyduğu özgüven eksikliğiydi. Geçmiş politik faaliyetinin başarısız sonuçlarıyla yüz yüze gelen sol teorik arka planına karşı da güvenini kaybediyordu.

Sanki bütün geçmiş teorik önermeleri ve eylemi itibarıyla kendini yenilmiş gibi hisseden sol, bu yenilgiler tarihinden kurtularak yeni bir dönem açma ihtiyacı içerisindeydi. Her teorik-politik düzeyde bir yenilik arama ve emperyalizmde de yeni bir aşama keşfetme meylinde bunun etkisi çoktur.

Geçmişle sürekliliği koparanlar bugünü eşsiz sanır.

Modanın sunduğu “malumatı” ayırmadan ve düşüncesizce tüketmeye yönelen bir solla karşı karşıyayız. Bundan beş yüzyıl kadar önce Amerika yerlilerinin aynalar ile renkli boncukların parıltısı karşısında yaşadıkları hayranlık ve sarhoşluk, bunun ardından ateşli silahların geleceğini görebilmelerini engelledi. Bugünkü uluslararası burjuvazinin en son yenilikleri ve gösterileri karşısında duyulan hayranlık bunda hiç de farklı değil.

Bugüne kadar devrimci teoriyi, sürekli hayatta karşılığı olmamakla, ampirik olmamakla ya da en haini fazla iyimser olmakla suçlayan ve her türlü klasik devrimcinin ezberini bozmaya heveslenenlerin “küreselleşme” ideolojisi karşısında gösterdikleri olgunluk takdire şayandır. O müthiş bilimsel kuşkuculuğun bu konudaki yatışmışlığı yerli yerinde.

Dünya çapındaki kapitalist ilişkileri, ABD üniversitelerinin işletme fakültelerinde geliştirilmiş bir kurguyu esas alarak “küreselleşme” terminolojisiyle çözümleyenler; olgulara emperyalizmi stratejik bir kavram olarak kullananlardan farklı biçimde bakıyor olacaklardır.

Bir hata, içindeki doğrunun çekirdeği ne kadar büyükse o kadar tehlikelidir. Elbette ki sermaye dünya çapında yoğunlaşmaktadır; uluslararasılaşmaktadır; finans-kapitalin hakimiyeti artmaktadır. Ancak bunlar zaten devrimci teorinin ele aldığı ve kavramsallaştırdığı konulardır. Ortaya çıkan yeni olgular mevcut saptamaların olgunlaşmış dışavurumlarıdır. Eğer bilhassa bir mucitlik yapılmak istenmiyorsa devrimci teorinin uluslararası düzeyi açıklamak için geliştirdiği kavramların en çok parladığı dönemde; onları solcuların da kullanmayı tercih etmesi yerinde olur.

Sol için, “küreselleşme” terminolojisi ile değerlendirme yapmak bir hata.

Mevcut tarihsel, nesnel durumu burjuva ideologlarının iddia ettiği gibi “küreselleşme” aşaması olarak tanımlamak bir başka hata.

Hem öyle tanımlamak, hem de bunun yaramaz değil de aslında yararlı ve hatta solcuların işini kolaylaştıran-azaltan nitelikte görmek apayrı bir hata ve entelektüel-siyasal körelmedir.

“Küreselleşme” aşamasının yararlı yönleri olarak ya da yepyeni bir aşamayı ispat eden olgular diye sunulanlar gerçek hayatla çelişmektedir. Bunları irdeleyecek olursak:

“KÜRESELLEŞME” AŞAMASININ NİTELİKLERİ DİYE SUNULAN ÇARPITMALARA REDDİYE

    • Bölüşüm Çatışmalarının ve Eşitsizliğin Azaldığı Bir Türdeşlik Yoktur:

Lenin, kapitalizmin, savaşla sonuçlanabilecek düzeyde çelişkilerin keskinleştiği emperyalist aşamaya girildiği uyarısında bulunurken Kautsky çelişkilerin yumuşadığından bahsediyordu. Lenin’in emperyalizm analizlerinin savaşla doğrulanmasından çok sonra yine bugün, “küreselleşme” aşamasında olduğumuzu saptayan sol, çelişkilerin yumuşadığını ve hafiflediğini iddia ediyor.

Yeni aşama saptamak Lenin’le aynı ama sonuçlar biraz farklı.

Küreselleşme” tezini ileri süren kapitalist ideologlar emperyalist ülkelere bağımlı olmanın yerini “karşılıklı bağımlılığın” aldığını iddia ediyor. Bu ele alışla dünya ekonomisinin hiyerarşik ve eşitsiz niteliği göz ardı edilerek, emperyalist ülkelerin hakimiyeti altındaki bütünleşme bütün ülkelerin çıkarı olarak sunuluyor.

Küreselleşme” tezi, geri bıraktırılmış ülkelerden yapılan sistematik kaynak transferlerinin yarattığı bölüşüm çatışmalarının önemsizleştiğini ve piyasa ilişkilerinin genişlemesiyle sağlanan etkinlik artışlarından herkesin yararlanacağını söylüyor. Emperyalist ülke ve geri bıraktırılmış ülke ayrımları ortadan kalkıyor. Oysa ki son 15 yıl boyunca en gelişmiş bölgelerle dünyanın geri kalan kısmı arasındaki uçurum yüzde 85 artmış durumda ve şu anda gelişmiş kapitalist ülkelerdeki zenginliğe karşılık, dünyanın dörtte biri günde 1 dolarla, yarısı 2 dolarla yaşıyor.

Finans sektörünün, reel ekonominin gerekli tamamlayıcısı olmaktan çıkarak, gerçek yöneten güç haline gelmesi ekonominin sektörleri arasında bile bir eşitlikten ya da genel olarak bir türdeşlikten söz edilemeyeceğini gösteriyor. Sermaye klavyenin tuşlarında tüm dünyayı kat ediyorken işgücü hiçbir zaman aynı akışkanlığa sahip olamıyor.

    • Devletler Yok Olmuyor, Emekçilerin Kazanımları Yok Ediliyor:

Emperyalist güçlerin günümüzde emekçilere karşı uyguladığı ekonomik politika yeni-liberalizmken dünya egemenliğini sağlamakta izlediği uluslararası stratejinin adı küreselleşmedir. Bu iki faktör birbirine eklemlenmiştir. Yeni-liberal politikalar aracılığıyla devlet, bir yandan geçmişte kurduğu kamu işletmelerini hızla elden çıkarmakta ve sosyal harcamaları kısarak küçülmekte; fakat aynı zamanda çıkardığı yasalarla piyasalara müdahale ederek ekonominin hangi aktörlerinin uluslararası piyasaya girme koşullarına sahip olacağını politik olarak belirlemektedir. Bu ve buna benzer pek çok müdahale, devletin hem bir bütün olarak burjuvazinin çıkarlarını koruma ve kollama, hem de sermaye sınıfının çeşitli bileşenlerinin çıkarlarının uyumlulaştırılması görevinin sürdüğünü göstermektedir. Dahası, devlet ekonomiye burjuvazinin çıkarları yönünde müdahale ederek emekçilerin ekonomik ve sosyal kazanımlarını törpülemektedir.

Ekonominin ötesinde, başta çürümüş burjuva ideolojisini yaymak ve emekçi halkın bütün olumlu değerlerine saldırmak, bütün politik gelişmelerin haberlerini sermaye sınıfının lehine çarpıtmak üzere devletle bütünleşmiş tekelci basın ve yayın organları ve devletin ideolojisine sıkı sıkıya bağlı tek tip insanlar yetiştirmek üzere örgütlenmiş eğitim kurumları gibi ideolojik baskı aygıtları, çoğu zaman kendini burjuva hukuk kurallarıyla dahi sınırlandırmaksızın şiddet uygulamaktan kaçınmayan güçleri yanında, yasadışı paramiliter çeteleriyle ve dev bir bütçeye sahip askeri aygıtlarıyla son derece büyümüş bir devletle karşı karşıyayız.

ABD İkinci Paylaşım Savaşı’ndan bugüne silahlanmaya 19 trilyon dolar harcama yapmış bir ülkedir ve kısa dönem önceliği daha baskıcı bir polis aygıtı kurmak yönündedir.

    • Kaçınılmaz, Nesnelliğin Sonucu Bir Aşama ile Karşı Karşıya Değiliz:

Küreselleşme” kaçınılmaz; tarihin, nesnelliğin, bilim ve teknolojinin zorunlu sonucu bir aşama değildir. Bu nedenle, ‘böyle belirlenime karşı politik mücadele verilemez, verilmesine gerek yoktur’ denilemez. Bu kadercilik ve teslimiyet yaratılmak üzere geliştirilen bir ideolojik çarpıtmadır. Haddizatında, en klasik anlamda kapitalizm gibi nesnel bir belirlenim bile olsa kapitalizme karşı ne yapıyorsak ona karşı da öyle yapardık. Bu çarpıtmaya göre, süreç emekçilerin kazanımlarına saldırıyor olsa bile bu kabullenilmeli; “küreselleşme”nin vaat ettiği demokrasi, insan hakları ve medeniyet gibi olanaklar genişletilmeye çalışılmalıdır.

Kapitalist sistemin ve kaçınılmaz denen sürecin özünü sorgulama yöntemi ortadan kaldırılmak istenmektedir. Gerçekliği değiştirme iradesini önlemek amacıyla, gerçekliğin üzerini örten tutucu bir ideoloji söz konusudur. Mevcut durum özel amaç ve çıkarların gereği olan, özel kararların sonuçlarıdır.

    • Ekonomik Liberalizm Demokrasiyi Geliştirmiyor:

Liberalizm ile demokrasi arasında tam bir paralellik kuranlar; yeni-liberalizmin yaygınlaşmasından hareketle demokrasinin de kendiliğinden gelişivereceğine hükmeder. Demokrasi alanının burjuvazi tarafından sahiplenildiğini belirlediğinde ise; bunu beklemek, önemsiz destekçisi olmak ya da bu alanla artık hiç ilgilenmemekten başka bir çare kalmaz.

Yeni-liberal politikaların uygulanacağı her yerde asıl olarak emekçilerin mevcut kazanımlarına yönelik saldırı söz konusu olacağı için ancak bu saldırıya karşı emekçilerin muhalefeti ortaya çıkacaktır. Buna karşı da sistemin vereceği cevap baskı ve demokratik hakların daha da geriletilmesi olacaktır. Her halükarda esas diyalektik ilişki budur.

Küreselleşme” diye iddia edilen aşamanın, savaş düzeyindeki hamlelerinin sonucu Afganistan ve Irak’a götürülen demokrasilerin iç yüzü ortadadır.

    • Refah Düşüyor:

Geçmişte üretim ve istihdam ilişkisi arasında paralel bir ilişki varken bugün daralma devresinde istihdamın keskin bir şekilde düşmesine karşılık; canlanma devresinde ya aynı kalıyor ya da geriden geliyor. Yaklaşık bir yüzyıllık mücadelenin sonucu olan iş güvencesi kurumları “esnekleştirme” politikalarıyla yok ediliyor.

Reel ücretlerde telafisi mümkün olamayacak düzeylerde düşüş söz konusudur. Ücretlerin alım gücü %50 azalmış durumdadır. En yoksul ülkelerde, nüfusun yarısının kalori alma miktarı Nazi toplama kamplarındaki düzeye yaklaşıyor.

Yedek işsizler ordusuyla çalışan emekçilerin cendereye alınması bir yana, burjuvazi, kapitalizmin işleyişi açısından gerekli olmayan nüfus kesimlerinin olduğunu açıkça söylemektedir. Bu insanlar hiçbir şeyin yedeği olmadıkları gibi, informal sektör ile formel sektör arasındaki o hep vurgulanan eklemlenme ortadan kalkıyor.

Özelleştirme ve ekonomiyi düzensizleştirme politikaları emekçileri işsizleştiriyor ve çalışma koşullarını kötüleştiriyor. Özelleştirmeler emekçilere daha önce parasız olarak sağlanan sosyal hizmetleri sona erdiriyor. Eğitim, kültür, sağlık, sosyal güvenlik, spor ve altyapı hizmetlerine yönelik kamu harcamaları kısıtlanıyor

KAPİTALİZMİN TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE BİREYCİLİK

Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında birçok ülkede ortaya çıkan görece refahla birlikte dayanıklı tüketim mallarına yönelik talep önemli bir artış gösterdi. Yoğun olarak konut, ev içi eşya ve araba satın alınması şeklinde ortaya çıkan tüketici alışkanlıklarındaki değişim bireylerin artan ölçüde atomize olması, içe kapanması ve bireycileşmesini beraberinde getirdi. Kapitalizm artık yalnızca kendi hazlarını ve çıkarlarını düşünen bir insan karakterini yaratarak önümüze koydu.

Tüketim alanında artan bireycileşme insanları giderek temel insan ilişkileri dokusundan uzaklaştırıyor. Zaten bir dengesizlik, bunalım ve üretim alanlarındaki artan akıldışılığın kaynağı olan çiğ bencillik ruhu, bütün yıkıcılığını tüketim ve boş zaman alanlarına da yayıyor.

Bu bireycilik insanların karşılıklı iletişim, birbirine karşı ilgili olma gibi yeteneklerini körelterek; onları daha derin bir yalnızlığa, kinizme ve ruhsal çöküntüye sürüklüyor.

EMPERYALİZM ÖZGÜR DÜNYA DEĞİL SAVAŞ GETİRDİ

Devlet küçülmelidir” derken korkunç büyüklükteki savaş aygıtını kuşanarak şişen ABD devleti; Irak’a saldırdı. Kapitalist ideologlar emperyalizm gittiği yere “serbest piyasa”, “esneklik” ve “liberalizm”le, birlikte diktatörlükleri yıkıp demokrasi götürdüğünü iddia ederken, direnişi sürdüren Irak Halkı onların bu demagojisine en iyi cevabı veriyor.

En medeni” emperyalist blok Avrupa Birliği’nin üyelerinden Britanya hükümeti ABD’nin sadık hizmetkarı olarak binlerce sivilin öldüğü savaşı hararetle destekledi, ama Almanya ve Fransa, çıkarlarına tam uymadığı için mesafeli durdu. Kapitalist devletlerin birliğini hedefleyen AB’nin, paylaşım ve çıkarlar masaya geldiğinde çatırdaması, birliğin kapitalist rekabetin doğasıyla uyuşmadığını gösteriyor.

PETROL İÇİN DÖNEN DOLAPLAR

ABD, yaklaştığı görülen enerji krizinin önlenebilmesi için dünyanın tüm petrol rezerv alanlarını kendisinin tam denetimi altında olmasını istiyor. ABD’nin petrol rezervleri azalmaktadır. Artık gelecek açısından Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Irak, İran; Orta Asya’da ise Türkmenistan, Kazakistan ve Kafkasya petrolleri belirleyici önemdedir.

ABD, dünyanın petrol bölgelerini hakimiyeti altına alarak; petrole ihtiyaç duyan, gelecekteki büyük rakibi olarak gördüğü Avrupa’yı ve diğer emperyalist ülkeleri denetim altında tutmak ve onların inisiyatifini geriletmek istiyor. ABD bu yolla, karşısına rakip olabilecek Avrupa’ya karşı gücünü korumak istemektedir.

Müslümanların yaşadığı geri bıraktırılmış ülkeleri hedef tahtasına yerleştirmek açısından, emperyalist egemenlik ilişkilerini geçmişe dayalı olarak yeniden kuran “medeniyetler çatışması” tezi, bu strateji için uygun bir entelektüel arka planı oluşturuyordu. Her ne kadar Asya ve Ortadoğu’da yer alan Müslümanların yaşadığı geri bıraktırılmış ülkeler, emperyalistlerin kuklası yönetimlerin hakimiyetinde olsa da; bu yönetimlerle halk arasındaki gerilim emperyalistleri tedbirler almaya itiyor.

Siyasal İslam bir tehdit olarak görülse de, asıl olarak Müslümanların yaşadığı Ortadoğu, dünyadaki fosil kaynakların çoğuna sahip olma niteliğiyle kritik önem taşıyor.

EMPERYALİZM KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR

AFGANİSTAN VE IRAK’TA SAVAŞ

Sosyalizmden umudu kesenlerce, Dünyaya siyasal yenilikler getireceği beklenen emperyalist kapitalizm çok eski bir oyunu oynamaya soyunuyor: Savaş.

ABD ve Britanya emperyalizmi, Irak’ı işgal ederek; Asya’ya yayılmak isteyen, uzun süreli bir savaşa yöneliyor. İnsanlık, emperyalistlerin yarattığı çok büyük yıkım ve katliamları yaşıyor.

El Kaide’nin İkiz Kuleler’e saldırısı, ABD’nin dünya çapında gerçekleştireceği operasyonlar için gerekli gördüğü bahaneleri yaratmıştı. Ve başlangıç noktası olarak Afganistan belirlendi. Çin, Japonya ve AB’nin Asya’da yayılma hamlelerine; Türki cumhuriyetlerle ilişkileri geliştirecek, Pakistan’ı denetim altına alacak, Çin, Rusya ve İran’a gözdağı verecek bir hamleyle karşılık veriliyordu. Afganistan’dan pahalı uçaklar Afganistan’ı bombaladı ve tam ABD’nin arzu ettiği türden “Hamid Karzai demokrasisi”ni oraya kurdu.

Asya’ya çekidüzen verme operasyonu sıcağı sıcağına, aslında El Kaide ile hiçbir alakası olmayan Irak ile sürdü. ABD kendisinden başka kimsede olmasını istemediği kitle imha silahlarının, Saddam’da olduğunu bin bir hileli bulguyla iddia ediyordu. ABD Afganistan’dan sonraki ikinci adım olarak Irak’ta başlattığı savaşla AB’yi sıkıştırarak parçalılığını ortaya çıkarmaya ve Euro’yu geriletmeye çalıştı. Bu manevralarıyla birleşik Avrupa düşüncesinin dünya sisteminde özerk bir siyasi rol oynamasını engellemek açısından önemli sonuçlar elde etti. Dahası bu savaş Çin, Rusya ve onlarla birlikte hareket edebilme ihtimali olanlara karşı ikinci büyük uyarıydı.

Irak'ın işgaline karşın, ABD’nin bu savaş sonucunda tam bir başarı elde ettiğini söylemek mümkün değildir. Bunun en önemli kanıtı Irak'taki işgal gücüne yönelik artan silahlı direniştir.

KİTLE İMHA SİLAHLARI VE GERİ DÖNÜLMEZ SAVAŞ

ABD stratejilerinde sözü geçen ileri teknoloji, bugünün kitle imha silahlarından çok daha etkili olan elektro-manyetik teknolojidir. Bununla birlikte nükleer, radyolojik, kimyasal ve biyolojik silahlar kitle imha silahı olarak kullanılmaktadır.

ABD’ye göre karşıt ülke ve gruplar, plütonyum gibi radyoaktif maddelerin, bilinen konvansiyonel patlayıcılarla bileşiminden elde edilen, çok daha ucuz, yıkıcı ve saklanması kolay silahları tercih edebilirler. Buna bağlı olarak, ABD’nin tek gözetebildiği “rasyonel”, karşısında yer alan bütün geri bıraktırılmış ülkelerin kitle imha silahlarına sahip olmalarını engelleme ve onlarla savaşma planıdır.

Bundan daha beteri ve rasyonel olmayanı ise: Dünyanın yok olma tehlikesinden ötürü emperyalistlerin geri duracağı tahmin edilen nükleer silah kullanma konusunda tehlikeyi gösteren işaretler vardır.

ABD’nin 11 Eylül’den sonra aralarında Çin ve Rusya’nın da olduğu yedi ülkeye nükleer saldırı yapma planları geliştirmeye çalıştığı basında yer almış durumdadır. ABD’nin yeni anlayışı, önceki zamanlardaki caydırıcılık yaklaşımından farklı olarak, olası bir savaşta nükleer silahı ilk kullanan taraf olmak yönündedir.

Nükleer silahın başka ülkelerde de bulunduğu koşullarda, 'ABD’nin nükleer silah kullanması çok zor olacaktır' şeklinde düşünülse de, dünyayı defalarca ortadan kaldırabilecek bir nükleer silahın varlığı korkunçtur.

ABD’NİN GANGSTER STRATEJİSİ KAOS YARATIYOR

ABD, AB ve Japonya ile bir dayanışma ilişkisi içerisinde bulunuyorken bile, bir nevi ortak çıkarların savunucusu rolünde gözükse de, ganimetleri eşit olarak paylaşmak istememektedir. ABD, ikincil konumdaki müttefiklerine son derece sınırlı avantajlar sağlayarak, karar verme mekanizmalarında üçlü komisyon ve G-8 aracılığıyla ortaklık gibi imkanlar sunar gibi davranıyor ama aslında AB ve Japonya’nın kendisine tabi olma durumunu sürdürmesini istemektedir.

ABD’nin üstünlüğünü ve haklılığını inkar eden her ülke “karşıt ülke”dir.

ABD’ye göre hiçbir karşıt ülke, dikkate değer bir güç kazanabileceği doğal kaynakları ele geçirmemeli ve ileri teknolojiye sahip olmamalıdır. ABD’nin önderliği ve mevcut siyasi, ekonomik istikrarı konusunda hiçbir gelişmiş sanayi ülkesi pürüz yaratmamalı; rakip bir potansiyel güç gelişmemelidir.

ABD nin görünenden farklı olarak ekonomik, siyasi, kültürel değil; sadece muazzam bir askeri güce sahip olması böylesi bir stratejiyi ortaya çıkarıyor. ABD’nin mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu tek sektör, tekelleşmiş ve devlet desteği alan silah sektörüdür. ABD üretim sektörlerinin hiçbiri bütünüyle rekabete açık bir dünya pazarında üstünlük sağlayacak durumda değil. Bunun kanıtı ABD’nin ticari açığıdır. 1989’da 100 milyar dolar olan açık 2000 yılında 450 milyar dolara yükseldi. ABD bu açığı şimdilik doların dünya ticaretinde ana değişim aracı olma üstünlüğüyle geçiştiriyor.

ABD ekonomisi dünya ekonomisi üzerinde bir asalak durumunda. Dünya üretiyor ve ABD tüketiyor. ABD açıklarını rızaya dayalı olarak ya da zorla başkalarına ödetiyor. Bu durum serbest piyasanın “özgür” kurallarına göre cereyan etmiyor elbette ki. Aksine ABD liberalizm ilkelerini hep kendi lehine çiğniyor; uydularına hiç kullanmayacakları silahları almayı dayatıyor. ABD emperyalizmi Ortadoğu ve Asya pazarında ticaretle, sermaye ihraç ederek, para kullanarak değil zora dayalı olarak hakimiyet kurmaya çalışıyor.

Hitler “Almanya coğrafyası Almanya’ya yetmemektedir, Almanya’nın yaşayabilmesi için yeni hayat alanlarına ihtiyaç vardır.” diyordu, şimdi ABD kendisi için aynen böyle düşünüyor.

Önleyici savaş”ı da elbette ki yalnızca kendisine hak gören ABD’nin, uluslararası hukuku ve BM’yi hiçe sayan tutumu faşist devletlerin 1930’lardaki Milletler Cemiyeti’ne yönelik tutumuyla tam olarak örtüşüyor. Roma İmparatorluğu’nun yozlaşma döneminde devlet, sıradan haydutlar gibi davranan rüşvetçi ve kanunsuz imparatorların elindeydi. Bugün de ABD devletinin yöneticileri, “iş dünyasının ahlak tarzı”nı taşıyan kovboylar grubudur. ABD’nin hegemonya stratejisi, Hitler’in “Dünyanın efendisi olan halkın, dünyayı yönetmeye hakkı vardır” mantığından hareket eden vahşi bir kurguya sahiptir. ABD’nin bugün yapmak istediği, askeri şiddete başvurarak dünyayı denetim altına alıp, ekonomik ve siyasal güç dengesini kendi lehine değiştirmektir.

Esas olarak ABD’nin askeri gücünün yenilmezliği saplantısına dayanan bu stratejinin büyük bir vahşet yaratmadan sürdürülebilmesi mümkün değildir.

EMPERYALİZMİN SAVAŞ VE EKONOMİK YIKIM POLİTİKALARINA KARŞI

DÜNYA EMEKÇİLERİ DİRENİYOR

Tarihin sonunu ilan eden emperyalist ABD önderliğindeki kapitalist devletlerin uygulamaya koyduğu emekçilerin tüm sosyal haklarını budayan , kazanımlarını tehdit eden yeni-liberal politikaların dünyada yarattığı ekonomik yıkım ve yoksulluğun derinleşmesiyle, kapitalizmin temeli olan serbest piyasanın çözüm olmadığı ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin sürekli ekonomik büyüme ve refah sağladığının örnekleri olarak gösterilen “Asya Kaplanları” olarak adlandırılan Güney Kore ve Endonezya başta olmak üzere bölge ülkeleri ekonomik yıkıma sürüklendi, Japonya’nın refah efsanesi çökmüş durumda, Arjantin ve Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz, borç sarmalının sonuçlarını ortaya koydu. Küreselleşme propagandası ile birlikte dünyaya demokrasi getirecek paradigma olarak sunulan “yeni dünya düzeni” projesi iddialarının tersine Kafkasya’da, Balkanlar'da etnik iç savaş ve yıkımların önünü açtı, Avrasya demokrasinin değil, despotik rejimlerin beşiği haline geldi. Afganistan ve Irak’ın emperyalist işgale uğraması emperyalizmin yeniye değil, eskiye dönüş eğilimi içerisinde olduğunu gösteriyor, sömürgeci valilerle kolonyal sömürgecilik mezardan çıkmış bulunuyor.

Kapitalizmin seçeneksiz olduğu iddiası dünyanın ekonomik yıkım ve savaş cenderesi içine girmesi ile çöktü. Tekellerin Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla önlerinde engel olarak gördükleri her şeyi temizlemek maksadıyla sürdürdükleri yeni-liberal saldırı karşısında her türlü demokratik ve sosyal hakları budanmaya başlayan dünya emekçileri, ezilenler, dışlananlar Seattle’dan başlayarak ayağa kalktılar, milyonlar meydanları dolduruyorlar. Yine ABD’ nin Irak’a saldırısı karşısında dünyanın dört bir yanında milyonlar sokağa döküldü.Bütün bu gelişmeler kapitalizmin ideologları tarafından yaratılan yeni-liberal politikaların ve küreselleşme propagandasının ideolojik saldırısına uğrayan kitlelerin bilincinde oluşan bulanıklığın dağılmakta olduğunu gösteriyor. Emperyalist savaş ve ekonomik yıkıma karşı seçeneksiz olunmadığını gören emekçiler ve ezilenler mücadele azmine yeniden kavuşuyor, bu kitlesel direniş, tarihin son bulmadığının ve geleceksiz olunmadığının ispatıdır. Umudu canlandıran bu gelişme aynı zamanda yeni bir döneme girildiğinin de işaretleridir. Kapitalizmin gerçek yüzü bizzat yaşananlarla teşhir oluyor. Kapitalizmin insanlığın geleceği için, demokrasi ve eşitlik için bir çözüm olmadığı ortaya çıkıyor. İşte bu yeni dönemi saptayarak, başarısızlığa uğramış işçi sınıfı devrimlerinin yenilgiye uğramalarının nedenlerini tarihsel ve teorik olarak değerlendirerek, eşitsizliğe ve baskıya neden olan bürokratikleşmenin önlemlerini şimdiden saptayarak, geçmişin bürokratik yozlaşmaya uğramış deneyimlerinden arınarak, demokrasiyi içselleştirmiş sosyalizmi toplumsal bir seçenek haline dönüştürecek emekçi hareketini örgütlemek başat görevdir. Bu görev yerine getirildiği ölçüde dünyayı yıkıma sürükleyen emperyalizmin karşısında tek seçenek olan sosyalizmin yeryüzündeki zaferi, insanlığın sömürüden, baskıdan, sınırlardan kurtuluşunun kapılarını ardına kadar açacaktır.

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ

EMPERYALİZME BAĞIMLI OLAN

TEKELCİ BURJUVAZİ VE MİLİTARİZMİN HAKİMİYETİNDEKİ TÜRKİYE

Türkiye'de üretim, kapitalizmin yasalarıyla, uluslararası pazara uygun gerçekleştirilmekte ve ülke dünya emperyalist-kapitalist sistemi içinde yer almaktadır. Bu yeri ve ülke halklarının kaderini belirleyen temel güç, tekelci burjuvazi ve militarizmdir. Dolayısıyla ülkede temel çelişki, emekçiler ve burjuvazi arasındaki çelişkidir. Temel devrimci güç işçi sınıfıdır.

Türkiye, kapitalizme kendinden önce kapitalistleşmiş ülkelerin varlığında geçmiş ve bu gecikme ülkenin kaderini belirlemiştir. Kapitalizme gecikmiş olarak geçmiş bütün toplumlar gibi, emperyalizme bağımlılığı ve emperyalizm eliyle geri bıraktırılmışlığı tarihseldir. Ancak tarih sınıflar mücadelesi tarihidir. Türkiye burjuvazisi için tarihsel olan bağımlılık ilişkisi, emekçiler kapitalizmi bütün düzeyleriyle ortadan kaldırdığında son bulacaktır. Türkiye'de burjuva hakimiyetinin kuruluşundan itibaren, yönetenlerin en gelişmiş politik yeteneği, sömürme ve sömürülmeye geç kalmayı telafi etme telaşıyla, dünyanın emperyalist güçler tarafından yeniden yapılandırıldığı her döneme, militarizm yoluyla erken ve ileri düzeyde uyum sağlamak olmuştur. Tekelci burjuvazinin hayat damarı, ülkeyi çevreleyen coğrafyanın üzerinden kendi topraklarını emperyalizme pazarlamaktır. Ülkenin yaşamaya devam ettiği ateşten sorunlar, ekonomik-politik kriz, dün olduğu gibi bugün de, tekelci burjuvazinin aç gözlülüğü ile dizginsiz emperyalizmin çıkarlarının çakışmasında aranmalıdır.

AMERİKAN SALDIRGANLIĞINI TÜRKİYE HALKI REDDETTİ

Türkiye'yi yönetenler; emperyalist odaklar, hükümet, militarizm, TÜSİAD ve basın-yayın organlarındaki temsilcileri, bedelini emekçilere ve başta Kürt Halkı olmak üzere Ortadoğu ve Avrasya'nın bütün halklarına ödetecekleri savaş karanlığında buluştular. Bu cepheye karşı en geniş mücadele birliğini yaratmak, Türkiye devrimcilerinin birinci görevidir.

Türkiye ve dünya halkları, kendilerine tek seçenek olarak sunulan emperyalist savaş politikasına inanmıyor. Geçtiğimiz dönemde savaş istemediğini her düzeyde dile getiren büyük insan toplulukları, emperyalist savaş karşıtlığının ve 28 Şubat’ın izlerini silmenin umudu oldular.

Irak'taki işgal, bölgede yeni savaşların başlangıcıdır. Savaşların genişleme tehlikesine karşı mücadele aynı kararlılık ve güçle sürdürülmelidir.

YENİ KOMŞU ÜLKE ABD YENİ İLİŞKİ İSTİYOR

Irak işgali ile beraber Türkiye için emperyalizmle işbirliği tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. ABD'nin, Irak ve Afganistan'a bölge ülkesi gibi yerleşmesiyle Türkiye'ye, kendi emperyalist çıkarları ölçüsünde ihtiyacı olduğu görülüyor. 1 Mart'ta oylanan tezkerenin Meclis’ten geçmemesi, bu olay sonrasında ABD'li yetkililerin bu sonuçtan özellikle orduyu sorumlu tutan açıklamaları bazı önemli sonuçlar yaratacak niteliktedir. Türkiye’nin bölgedeki planlarında ABD desteği artık kesin değildir.

Ortadoğu'ya ilişkin Türkiye'nin resmi politikası bölgede bir Kürt devletinin kurulma olasılığına karşı, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünün mutlak surette korunması perspektifi üzerine kuruludur. Bu resmi perspektiften dolayı Türkiye'de militarizm, 1. Körfez Savaşı'nda Özal'ın ABD yanlısı federalist yaklaşımını reddetmiştir. Aynı şekilde ABD'nin Irak'ı işgali yine bu resmi perspektiften dolayı özellikle askeri-sivil bürokrasi tarafından desteklenmemiştir. Türkiye'nin, 2. Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak'a olası askeri müdahale gerekçesi olarak ilan ettiği "kırmızı çizgiler"in ABD ve bölgedeki güçler tarafından dikkate alınmaması, ve suikast hazırlığı suçlamasıyla Türk askerlerinin gözaltına alınması, Irak özelinde ve Orta Doğu genelinde ABD ile Türkiye'nin çıkarlarının her zaman örtüşmediğine, aksine problemli bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir.

Bundan da önemlisi ABD artık, hem dünyada hem de Ortadoğu'da her şeyi tek başına kontrol altına alma sürecine girmiş ve fiilen bir bölge ülkesi haline gelmişken, işbirlikçilerinden, dolaylı yollarla değil, doğrudan ve anında tam sadakat beklemektedir. Açıktır ki Türkiye, bölgeyle ilgili ABD'nin çıkarlarıyla çatışan tasarılarında, ABD'nin "kırmızı çizgileriyle" karşılaşacaktır.

ORTADOĞU TÜRKİYE İÇİN YAYILMACI POLİTİKANIN OKULUDUR

Sovyetler Birliği'nin çözülmesiyle beraber dünya çapında yaşanan alt üst oluşta, Türkiye egemenlerinin kısa da olsa yaşadığı kaygıya, Yeni Dünya Düzeni ve dört yanında yer alan enerji kaynaklarıyla zengin coğrafya umut olmuştu. Başta Ortadoğu olmak üzere, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da uzanan topraklar, hem emperyalist odaklar hem de Türkiye tekelleri için büyüleyiciydi. Türkiye egemenlerinin ülkeyi pazarlamanın yolu olarak seçtiği militarizm için gereken her şey; istikrarsızlık, çelişki, gerginlik, çatışma Ortadoğu'da bulunmaktaydı.

Yıllardır, Ortadoğu'da Irak’ta Kasım iktidarıyla petrollerin millileştirilmesine karşı alınan tutum başta olmak üzere, Cezayir Halkının bağımsızlık mücadelesinde sömürgecilerden yana alınan tutumlar, Filistin Halkının mücadelesine karşı alınan tutumlar, burjuvazinin İslamcı kesimini temsil eden, dün Erbakan’ın bugün Tayyip Erdoğan’ın gönüllü olarak payandalığında Türkiye egemenlerinin ABD’yle birlikte İsrail’le kurdukları askeri ittifakla görüldüğü gibi ezilen halkların kurtuluş mücadelelerinin yanında yer almak yerine, ABD müttefiki olmuş Türkiye egemenleri için yeni olan, Körfez Savaşı döneminde yeni yayılmacı bir dış politikaya adım atmasıdır. Bu politika bir dönem faşist, militarist, liberal sağ siyasi güçlerin konsolide olmasıyla Adriyatik’ten Çin Seddi'ne uzanan Turan hayallerinin depreşmesine neden olmuş, Türkiye tehlikeli maceralara sürüklenerek Azerbaycan ve Özbekistan’da olduğu gibi sonuçsuz kalan darbe teşebbüslerinde bulunmuştur. 11 Eylül sonrasında sürekli savaş alanı haline gelen Ortadoğu ve Avrasya'da bugün Türkiye egemenlerinin yapmaya çalıştığı askeri ve politik hamleler daha önce bölgesel güç olma doğrultusunda yapmış olduğu hamlelerin, hem Batıdan destek bulmaması ve Rusya, İran gibi bölge güçleri tarafından püskürtülmesi hem de ekonomik krizin yarattığı yıkımla irtifa kaybetmesi karşısında, bu yayılmacı politikanın yeniden canlandırılması çabalarıdır, devamıdır. Şimdi egemen sınıfların farklı siyasi güçleri koro halinde cumhuriyetin kurucu antlaşması olarak nitelendirdikleri Lozan’da bırakılmış petrol zengini Musul ve Kerkük’ü kaotik ortamı fırsat bilerek zaptetme heveslerini yüksek sesle dile getiriyorlar. Türkiye egemenleri için bölgedeki savaş ve işgal iki yönlü işlev görüyor: Gerek ABD gerekse AB emperyalist odaklarıyla pazarlıkta, bölgesel güç olma yoluyla kuvvet kazanacak bir Türkiye, öte yandan kendi bildiği yolla Kürt sorununu çözme şansı ve sahte demokrasi makyajıyla AB yolunda ilerlemiş bir Türkiye.

Barışçı çözümü reddeden Türkiye egemenlerinin bölgedeki başlıca amacı, Kürtlerin toplumsal ve siyasal örgütsel gücünü yok etmek amacıyla, ABD ve İsrail ile ittifakına dayanarak Kürtlerin siyasi ve askeri faaliyetlerini izleyip denetlemektir. Türkiye egemenleri Orta Doğu’nun kadim halkı olan Kürtlerin ne biçimde olursa olsun devlet veya otonomi türü statü kazanmasını engellemek ve bölgedeki Türkmenleri yayılmacı amaçlar için etnik iç boğazlaşmaya sürükleyerek koz olarak kullanmak istiyor.

Ezilen Filistin Halkının karşısında İsrail'i ilk tanıyan İslam ülkesi olarak tarihe geçen Türkiye ile İsrail arasında ABD'nin bölgesel hedefleriyle bağlantılı ve askeri ittifaka dayalı kirli ilişki Türkiye burjuvazisinin pervasızlığını göstermektedir. İki ülke arasında son yıllarda Serbest Ticaret Anlaşması'na bağlı olarak gelişen ticaret hacmi düşünüldüğünde, yıkım üzerinden kar etme hırsı ve saldırganlığıyla Türkiye burjuvazisinin İsrail ile acımasızlıkta da işbirliğinde olduğu görülür.

AB EMPERYALİZMİ DE EMPERYALİZMDİR

Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci dahi, ABD zorba efendisine kölelikle iç içe yürüyecektir. Tekelci burjuvazinin tekelci AB ile bütünleşme beklentisi, Türkiye'nin Amerikancılığına alternatif değil, onun bir uzantısıdır. Türkiye kapitalizminin gerçeği budur. Kapitalist küreselleşmeye eklemlenmek isteyen tekelci sermaye yeniden üretimi sürdürebilmesi bakımından batı kapitalizminin sektörel işbölümünde yerini alabilmek ve bunun için gerekli olan yeniden yapılanmayı AB’ye katılarak gerçekleştirmek istiyor. Türkiye 1962’de üye olmak için Ortak Pazar’a adımını attı, 1994’te AB ile Gümrük Birliği anlaşması imzaladı. Askeri yönden AB ülkelerinin çoğunluğunun üye olduğu NATO’nun üyesi. Bu çerçevede derin askeri işbirliği aşağı yukarı 1950’lerden bu yana sürüyor. Avrupa ile 60'lardan bu yana gelişen ilişkiler, Türkiye için ne ABD emperyalizmine bağlılığı etkilemiş, ne de çok yönlü bir dış politika haline gelmiştir.

Türkiye için yeni olan şudur; savaşla beraber barış ve demokrasiden yana Avrupa masalı bitmiş ve Türkiye'nin bölgesel önemi artmıştır. Bu iki durum bir yandan Türkiye egemenlerine AB ile pazarlıkta güç, öte yandan Kürt sorununu kendi bildiği yol olan askeri yöntemle çözme politikasını sürdürmeye olanak sağlamıştır. AB’ye katılma şartlarını yerine getirmek için seferberlik ilan eden AKP uyum paketlerinin yedincisini de çıkararak “Tanzimat reformlarını” bir bir yerine getiriyor, öte yandan Türkiye’nin demokrasi bakımından kilit öneme sahip Kürt sorununun barışçı çözümüne olanak sağlayacak adımların yerine getirilmediği ve defalarca çıkarılmış pişmanlık yasalarının tekrarından ibaret olan Topluma Kazandırma Yasası'yla inkar ve imhanın geçmişte olduğu gibi sürdürülmek istendiği anlaşılıyor. AB'nin insan haklarına saygılı, özgürlükçü ve ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkını savunan bir yapı olmadığı Irak savaşıyla beraber ve bugün izlediği politikalarla bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.

Savaşa ve emperyalizme karşı mücadele AB'ye karşı mücadelenin parçası haline gelirken, Türkiye burjuvazisinin 1999’da başlayan AB atağı ülke politikasında temel eksenlerden biri olmaya devam ediyor. Bu noktada Türkiye sosyalistlerinin AB sürecine ilişkin analizleri, emperyalizme, burjuvaziye, devlete, militarizme, enternasyonalizme ve devrime dair fikirlerini birinci dereceden anlatmaktadır.

    • AB konusunda sosyalistlerin ilk işi net bir yanıt ve karar üretmeleridir. Türkiye’nin AB ile bütünleşmesine onay vermek ya da reddetmek son derece somut bir sorundur. AB ile bütünleşme sosyalistlerin müdahale edemeyecekleri nesnel bir süreç olarak görülemez.
    • AB; ülkeler arasında sınırların kalkması değil, ulusal sınırları aşarak yoğunlaşan ve merkezileşen sermayenin bir stratejisidir; emperyalist-kapitalisttir. Emekçileri enternasyonalist temelde sermayeden ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsızlaştırmak, sermayenin stratejisinden de bağımsız davranışa sahip olmayı gerektirir. “Emeğin Avrupası” bir emekçi iktidarı ise, AB’yi yıkmak istemeli ve eğer enternasyonalist bir ilişki ise emperyalist devletlerin dünyanın ezilenlerine, emekçilerine karşı işbirliği biçimi olan bu yapıya karşı mücadele etmelidir. Enternasyonalist ilişkinin asıl koşulu emekçilerin devrimci mücadelesi ve enternasyonalist bilincidir. Ayrıca AB’ye “milliyetçilikten” kaçınmak için taraf olunamaz; bütünleşmenin Türkiye işçi sınıfı için iyi olacağı iddiasıyla temellenen bu yaklaşım, Türkiye’nin militarizmi ön plana çıkararak bir bölgesel güç olma stratejisiyle hareket ettiği koşullarda, enternasyonalizmin dışına, milliyetçiliğe sürüklenmektedir.
    • AB tekellerin hakimiyetini kuvvetlendirmek amacıyla kurulmuştur, tekeller Avrupa’ya kısmen ya da zaman zaman değil, tamamen hakimdir. Kapitalizm koşullarında ve kapitalizmi yıkmadan “Emeğin Avrupası” mümkün değildir. Eğer aranan daha ‘iyi’ bir kapitalizm ise, Maastricht ve yapısal uyum programlarıyla sosyal harcamaların kısılması ve özelleştirmelerle büyüyen işsizlik AB kapitalizminin ‘iyiliği’nden söz etmeyi imkansız kılıyor,
    • AB’nin demokrasi alanını sahiplendiği iddiası “küreselleşmenin” kendi kendine demokrasi yarattığı yanılsamasıdır. AB, Kopenhag kriterleriyle yeni-liberalizmin stratejisi olan Maastricht kriterlerini birlikte verir. Sosyalistlerin demokrasi kazanma beklentisiyle AB’ye tutum almaması, emekçileri yoksullaştıran politikalara muhalefet etme rolünü milliyetçi bir dolayımla sağın eline geçirmektedir. Her şeyden önemlisi Avrupa’da bir demokrasi var ise, o Avrupa’nın emekçilerinin ve devrimcilerinin mücadeleleri sonucudur. Türkiye’de de aynen öyle olacak, demokrasiyi bütün geri bıraktırılmış ülkelere yalnızca şovenizm ve saldırgan militarizm vaat eden AB değil, AB’yi reddeden devrimcilerin mücadelesi getirecektir.

KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEMİŞTİR

Barışçı ve demokratik çözüm yerine askeri çözümü esas alan Türkiye egemenleri, barış çağrılarına kulaklarını tıkayarak demokratik hiçbir yanıt üretmedikleri gibi, ABD’nin Ortadoğu’da yarattığı kanlı savaş pazarlığından çıkacak fırsatlarla, sorunu bu güne kadar sürdürdüğü imha ve inkar yöntemiyle çözmek için yararlanmak istiyor. Kuzey Irak’ta ABD tarafından desteklenen güçlü bir Kürt oluşumu başlıca kaygı, bunun önüne geçmek ve Kürtlerin tüm toplumsal ve siyasi örgütlerini dağıtmak ise başlıca strateji olmaktadır.

Egemenler tarafından Türkiye’nin bölgede yer almasının ön şartı haline getirilen Kürt sorununu askeri yöntemle çözme planı, savaş gündemi başlar başlamaz rejimin otoriterleşmesi ve uygulanan tecrit ile kanıtlandı. ABD ile Kürt Hareketi'ne ilişkin savaş boyunca süren pazarlık, daha yüklü çelişkilerle devam ediyor. Artık Kürtlerin demokratik hak ve özgürlük talepleri bölge sorununun çok ötesine geçerek uluslararası bir sorun haline gelmiş bulunuyor. Türkiye’de Kürt sorununda halkların barışı için verilen mücadele bölgenin bütününde verilen mücadelenin parçası haline geldi.

Kürtlerin özgür iradesini ortaya koymasının önündeki engellerin kalkması; Türkiye'de etnik iç savaşın önlenmesi ve kalıcı bir barış için, emperyalizmin ezilen halklar üzerindeki bütün oyunlarına karşı mücadele etmek gerekiyor. ABD-İsrail-Türkiye ittifakının parçalanması; Filistin Halkının özgürlüğüne kavuşması; Kürt Halkının bölgedeki bütün halkların sahip olduğu ve olması gereken eşit haklara kavuşması, bölgenin savaş ve yıkımdan kurtulmasının ön koşullarıdır. Bunun için Kürt Hareketinin demokrasi ve barış mücadelesiyle ittifak sürdürülecektir. Bölgede ABD’nin işgaliyle ortaya çıkan yeni durumun yarattığı zorluklar, emperyalizme ve bölge ülkelerindeki baskı rejimlerine karşı mücadele veren halkların siyasi temsilcilerine büyük sorumluluklar yüklemektedir.

Sosyalistler, Kürt Hareketinin demokrasi ve halkların barışı doğrultusundaki her türlü çözümünü meşru kabul etmelidir.

Sosyalistler, Kürt Hareketinin siyasal faaliyetinin önündeki her türlü engel kaldırılıp demokratik-siyasal çözüm yolunun açılması; Kürtleri Hareketinin kendini ifade ettiği partilerin varlık ve haklarının korunması; Kürt ve Türk emekçilerinin kurtuluşu için mücadele etmelidir.

Sosyalistler, Kürtlere yönelik baskılara karşı tutum alan demokrasi güçleriyle somut eylem birliğini her koşulda gerçekleştirirken, emekçilerin iktidarını için ittifakı ayrı olarak ele almalıdır. Emekçilerin iktidarı için ittifakta, yeni-liberalizmin tüm uygulamalarına, militarizme, faşizme, Türkiye’nin bölgesel yayılmacılığına karşı tutum alma koşulu aramalıdır.

IMF BORÇLARINI EMEKÇİLER YARATMADI

Türkiye ekonomisinde istikrarlı olan tek şey, egemenlerin ülkenin tüm emekçilerini borç faizi ödemek üzere çalıştırması ve emeğin denetimindeki sınırsız kararlılığıdır. Ekonomik göstergeler her ne kadar bugün Türkiye'nin bir büyüme trendine girdiğini, enflasyonun düştüğünü gösteriyorsa da, ekonominin belirli parametreleri olumlu işaretler vermeye başladığında diğer parametreler tehlike sinyalleri vermektedir. Bunlar bugün cari açıkların yükselmesi, toplam borçların artışı, işsizliğin artışı olarak su yüzüne çıkıyor.Türkiye esas olarak borç krizi içinde debelenen bir ülkedir ve yapısal bir krizin pençesi altındadır. Bu durum 2001 de olduğu gibi her an yeni bir ekonomik krizin muhtemel olduğunu ve derin istikrarsızlığı gösterirken; hükümet, IMF’ye karşı yükümlülüğünü yerine getireceğini her niyet mektubuyla tekrarlıyor. IMF'nin ülkenin ekonomisini ve dolaylı olarak siyasetini belirleyen güç olmasına neden olana emekçiler değildir. Ülkeyi IMF’ye, bağımlı hale getiren ve savaş pazarlığının ortasına düşüren tekelci burjuvazidir.

YENİ-LİBERALİZM TÜRKİYE'YE YALNIZCA KRİZ GETİRDİ

Türkiye ekonomisinde IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarıyla daha derin işbirliğine geçişi, Türkiye burjuvazisini uluslararası sermayeyle bütünleşmesini daha da geliştiren yeni-liberal politikaların sonucudur. Geçişin asli dinamiği gelişmiş kapitalist ülkelerin ekonomide durgunluk yaşadığı ve çözüm için yapısal uyum mekanizmalarını tasarlayıp geri bıraktırılmış ülkeleri de dünya pazarına eklemleme, bu yolla uluslararası tekellerin kar hedeflerini gerçekleştirmeye mani olacak hiçbir engelin olmamasıdır. İstikrar ve yapısal uyum politikaları, öncelikle bir bütün olarak dünya kapitalizminin yeniden üretimine zemin hazırlamak gayesiyle oluşturulmakta, uluslararası tekellerin çıkarlarına tabi olmaktadır; önerdiği önlemler o ülkenin bütünsel ve yapısal gelişmesini gözeterek tasarlanmamakta, uluslararası tekellerin çıkarları doğrultusunda düzenlemeler yapılmaktadır.

Bugün bir bütün olarak ülke ekonomisinin içinde bulunduğu kriz ve emekçilerin daha da fazla yoksullaşması, yıllardır izlenen yeni-liberal politikanın sonuçlarıdır. Ekonominin sürekli büyüyen bir dış açıkla döndürülmesi bütçenin yarısını, vergilerin tümünü götüren borç faiz yükünü yaratmış, yanı sıra tahminen resmi ekonominin üçte biri büyüklüğüne ulaşan kayıt dışı ekonomi ciddi ve vazgeçilmez finans kaynağı haline gelmiştir. Egemenler, baskı rejiminin ve kirli savaşın finansmanı için, burjuva hukukunun da ötesine geçen ama üzerinde zımni toplumsal kabulün bulunduğu illegal alanda, özel bir "kriminal ekonomi" yaratmıştır. Ülke ekonomisi, yapısal zaaflarının yanı sıra, sözde mali dengeler uğruna son yıllarda onlarca kez şok yaşamış, geçici tedbirler, "yapısal" bir özellik kazanmıştır. Enflasyonun bu düzeyde yıllarca seyrettiği başka bir ülke bulmak zordur.

EMEĞE SALDIRI YASALLAŞIYOR

Bütün bunlardan ülke halklarına düşen, yoksulluk, açık ve gizli işsizlik, bölgesel farklılıkların ve kirli savaşın doğurduğu iç göçler, toplumun altüst oluşudur. IMF programı, tekellerin yaşaması için bütün Türkiye emekçilerinin sadece borç faizi ödemek için yaşamasını, bunu yapamayanların, işsizlerin ise hiç yaşamaması sonucunu dayatıyor. Buna rağmen yeni-liberal politikalar, savaş gündeminden faydalanarak daha da güçlendiriliyor. Ülkeyi yönetenler, emperyalizmle yeni kölelik anlaşmaları yaparken, emekçiler için de onları tamamen savunmasız bırakacak biçimde kölelik yasaları hazırlıyor. Patronların İş Yasası, kamu emekçileri için Kamu Reformu, bir avuç azınlığın yararı için Türkiye'nin bütün emekçilerine saldırıdır. Bunun yanı sıra özelleştirmelere hız kazandırılıyor; yine en çok kâr getiren alanlar başta olmak üzere ülkenin kaynakları burjuvazinin yağmasına sunuluyor.

TARIMDA EKONOMİK YIKIM

Yeni-liberal politikaların uygulanmaya başlandığı 1980'li yıllardan itibaren tarım sektörüne yapılan destekler giderek azaltılmıştır. IMF'nin yapısal uyum programının temel ekseni tarıma verilen desteğin kaldırılması doğrultusunda şekilleniyor. Bu uygulama son yıllarda daha da yoğunlaştı. 1999'da tarıma verilen destek 7 milyar dolarken 2002'de bu destek yalnızca 1.1 milyar dolardır. Tarımsal desteğin GSMH içindeki payı 1999'da yüzde 2 iken 2002'de bu oran binde 5'e düşmüş bulunmaktadır. Tarımsal alanlarda üretim engellenerek uygulanmakta olan doğrudan gelir desteği ile tarımsal üretim geriletilmektedir. Bugün de hükümet tarım ürünlerinin düşük taban fiyatlarıyla ve desteğin azaltılmasıyla tarım sektörünün içine düştüğü çıkmazı göz ardı ederek mazot desteği ile göstermelik çözümler üretmektedir.

Uygulanan ekonomik programın tarımda yarattığı yıkımın boyutu nüfusun yüzde 35'inin yaşadığı bu sektörün son yıllarda milli gelirden aldığı payın sürekli düşüşüyle de açıkça görülmektedir. 2000'de milli gelirde yüzde 11.8 pay alan tarım kesiminin 2002'deki payı yüzde 9.7'ye düşmüş bulunmaktadır.

Tarımda yoksullaşma kırdan kente göçü hızlandırmakta, tarımsal üretimdeki düşüş tarımsal ürünlerin ithaline yol açmaktadır. Türkiye, tarımı yıkıma götüren bu politikalarla bir yandan tarım sektöründeki uluslararası tekellerin çıkarları doğrultusunda alıcı haline dönüştürülmekte, diğer yandan tarım sektöründeki gerileme işsizliğin boyutunu arttırmaktadır.

28 ŞUBAT SÜRÜYOR

Dünyayı yeniden yapılandırma işinden Türkiye'ye düşen payın omurgasını militarizmin yeniden yapılandırılması oluşturdu. Türkiye, NATO'nun doğuya kaymasıyla kazandığı coğrafi önem ve dışardan en fazla silah alan NATO ülkesi olarak bağımlı karakteriyle, emperyalizmin geleceğe ilişkin projelerinde aktif rollerin potansiyel adayı olarak tahayyül edilmiştir. Aynı zamanda kontrgerillanın eylemleri ve savaşın yarattığı kirlenmenin herkesin gözleri önüne serilmesiyle yaşanan meşruiyet krizi ancak yeni bir toplumsal ittifak ile çözülebilirdi. Emperyalizmin ve burjuvazinin geleceğe ilişkin stratejilerinin muhtemel savaşa, baskıya ve yoksulluğa neden olacak tehlikeli nitelikler taşıması nedeniyle bu ittifak kalıcı olmalıydı. Burjuvazi, yaşadığı politik önderlik krizini tekelci sermaye-militarizm ittifakını konsolide edip, yeni bir toplumsal mutabakat yaratarak buldu. Başka siyasi odaklara dağılmış dinamikleri, İslam'a kaymış yoksulları; demokrasi talep eden Kürtleri; sosyalistleri ancak otoriter bir tutumla güç kaybına uğratma imkanına sahip olduğunu gördü. Başta yargı ve üniversiteler olmak üzere, toplumun bütün kurumları herkesi bu yönde hizaya getirmek için harekete geçtiler. 28 Şubat, NATO'nun ve burjuva rejimin yeni ihtiyaçları ve hedefleri yönünde, militarizmin kendini ve toplumu her düzeyde yeniden şekillendirmesidir ve güncelliğini sürmektedir.

28 Şubat, Türkiye'yi emperyalist odakların çizdiği bölgesel çerçeveye yerleştirme operasyonu olarak ülke tarihinde son derece ciddi ekonomik, siyasal, ideolojik bir yönelimin dönüm noktasıdır. 24 Ocak ve sonrasında 12 Eylül ile sıçranan yeni-liberal politikaların çok daha üst düzeyde bir gelişim evresinde, "sert çekirdek", özü aynı kalmak üzere kabuk değiştirerek, emekçilere ve toplumun bütününe yönelik ideolojik-politik-ekonomik bir saldırı başlattı. Ezilenler açısından varolduğu kadarıyla da olsa hak ve özgürlüklerin bütünüyle ortadan kaldırıldığı dönemin hedefi, yeni-liberal politikalara uygun düzenlemeler için zemin hazırlığı ve bu çerçeveye sığmayacak bütün odaklara darbeydi. 28 Şubat'ın güncelliği sürüyor çünkü, zemini hazırlanan saldırı devam ediyor; yeni-liberal düzenlemeler yasal zemin kazanarak hızla uygulanmaya başlıyor; emekçiler açlık sınırındayken, işsizlik ve yoksulluk büyüyor ve İş Yasası ve Kamu Reformu ile Türkiye emekçileri için milat olacak saldırılar geliyor.

Sendikal hareket geriletilmiş durumda; Türkiye sendikal hareketinin büyük bölümü sınıf sendikacılığından uzaklaşmıştır. Emekçiler, bir yanda tarihlerindeki en güçlü saldırıyla diğer yanda kendi çıkarlarının değil, patronların savunulduğu sendikalarla karşı karşıyadır. Bu sendika bürokrasisi işi, savaş ekonomisinin yükünü taşıtmak için, sınıfsal talepleriyle harekete geçen emekçilere militarist propaganda yapmaya kadar götürmüştür.

Türkiye sosyalist hareketi bölünmüştür.Bu bölünmüşlük sosyalist hareketi işçi sınıfı ve emekçileri temsil edecek siyasi bir seçenek olmaktan uzaklaştırdı. Sosyalist hareketin parçalı yapısının gerilemenin tek nedeni olduğunu düşünmek, sorunu yüzeysel değerlendirmeyle sınırlı ele almak olacaktır. Sorun esas olarak politiktir.

Ancak Türkiye sosyalist hareketinin yıllar sonra en geniş birlik ile savaşa karşı mücadelede birleşmesi, 28 Şubat'ın izlerini silmenin ilk ve en önemli adımı sayılmalıdır.

F TİPLERİ'NDE ÖLÜMLER YAŞANDI

MEZARLIK TİPİ CEZAEVLERİ GELİYOR

19 Aralık 2000 gecesi, cezaevlerindeki devrimcileri, uzun zamandır hazırlıkları yapılan hücrelere götürmek için 22 cezaevine "Hayata Dönüş" operasyonu yapıldı; o gece çok sayıda insan hayatını kaybederken, operasyonun ardından ölümlerin yüzleri bulacağı biliniyordu. Yüzden fazla insanın ölümüne beş yüzden fazla insanın sakat kalmasına neden olan cezaevleri için çözüm üretilmediği gibi burjuvazinin insan haklarına aykırı planlarına tek kişilik hücre de yetmiyor ve yerin altında mezarlık tipi yeni Yüksek Güvenlikli Cezaevleri tasarlanıyor.

Bilinmelidir ki bütün devrimciler, kendinden sonrakiler için ve yeni zulüm politikalarını engellemek için en ağır bedelleri ödeyerek tarih boyunca onurlarını korudular.

Sanıldığının aksine ne AB, ne ABD insan hakları değil, böyle "yeni tip" cezaevleri getirecektir; F Tipi hücreler, RAF önderlerinin öldürüldüğü AB cezaevlerinden, Yüksek Güvenlikli Cezaevleri ise ABD eyaletlerinden geliyor.

FAŞİST HAREKET DEĞİŞMEDİ

28 Şubat sonrasında, bütün muhalefet odaklarının geriletilmesinin avantajıyla iktidara yükselen faşist partinin tekelci sermayenin çıkarları ve IMF boyunduruğunda sosyo-ekonomik program dışında hareket etmediği görüldü.. Ancak, bu iktidar döneminden, sol içerisinde bile faşist hareketin değiştiği yanılsaması ve faşizme karşı mücadelenin küçümsenmesinin bir miras olarak kalması riski vardır; buna izin verilmemelidir. Partisi parlamento dışına düşmüş olsa bile faşist hareket, ırkçılığı ve şovenizmi toplumun bütün dokularında kristalize biçimde yeniden üretmektedir.

Milliyetçilik ve faşizm her zaman alt üst oluşların ve bunalımların çatlaklarından büyür, sınıf mücadelesinin gerilediği her durumda canlılık kazanır. Bu açıdan dünyanın son alt üst oluşundan sonraki yeniden yapılanma ve yeni-liberalizm, dünyaya hemen her anlamda gerici ideolojiler yaydı ve bu kötülüklerin başında yeni bir milliyetçilik ile faşizmin yükselmesi geliyor. Dünyaya aşılanan bireysellik sosyal olanla, milliyetçilik enternasyonal olanla, sosyalizmin gerçek bir seçenek haline gelememesinden dolayı güç kazandı. Bu tablonun içindeki Türkiye'de faşizmin tarihsel başka avantajları da vardı. Ekonomik olarak yeni-liberalizmin getirdiği göç dalgaları, kapitalizmin kendi ihtiyaçları doğrultusunda yarattığı yedek sanayi ordusu ve örgütsüz iş gücü büyüyordu. Devrimci hareket ile faşizm arasındaki savaşın belirleyici muharebeleri de her zaman burjuvazi ve işçi sınıfı arasında kalan bu sınıf ve tabakaların kazanılması ya da yansızlaştırılması alanında verilir. Faşizm vurucu gücünü bu kesimlerinden devşirdiği gibi yine bu kesimleri seferber ettiği sürece kitle hareketi haline gelir. Bu tabloya, 12 Eylül sonrası devrimci muhalefetin tasfiyesi, Türk-İslam sentezinin yeni yükselişi ve resmi ideolojiyi sarsarak yükselen Kürt Hareketine karşı yaratılan şoven siyasal ortam eklenince sonuçta sadece faşist hareket güçlenmedi, aynı zamanda düzenin tüm siyasal partileri milliyetçi-faşizan bir retorik kazandı.

Türkiye'de partili faşist hareketin güçlü ya da zayıf olması önemlidir ancak bu siyasal aksiyonun ideolojisinin parçalı olarak pek çok başka odağa dağılmış olması ve bugün örgütsel gücünün zayıflamış olmasına karşın ideolojik hegemonya alanını yaygınlaştırdığını ortaya koyuyor. Kemalist solun, milliyetçi solun faşist partiyle, Kürt sorununda olsun, AB, Kıbrıs sorunlarında olsun yalnızca söylemde değil eylemsel olarak da ortaklaşmaları faşizmin örgütsel gücünün artma ihtimali bakımından elverişli zemine sahip olduğunu gösteriyor. Dünya sistemindeki yaşanan belirsizlik ve yükselen militarizm de, genel olarak faşizmin ve şovenizmin yükselmesi için çok elverişli bir zemin sunuyor. Ayrıca Türkiye'de İslamcı ve faşist partilerden oluşan uç sağ her seçimde bir atılım yapmaktadır ve faşist hareket de yeni bir toparlanma çabasındadır. Dolayısıyla faşizm tehlikesi ortadan kalkmış değildir ve faşizme karşı mücadele bütün yönleriyle ele alınacaktır.

MİLİTARİZM TIRMANIYOR

Türkiye’de militarizm sürekli olarak parlamentoya varlığını hatırlatır. Militarizm, kendi varlığını burjuvaziye borçlu olduğu gibi burjuvazi de egemenliğini militarizmle sürdürdüğü ittifaka borçludur.Her ittifakta olduğu gibi cumhuriyet tarihini belirleyen bu ittifakın zaman zaman olduğu gibi tek parti döneminin ardından gelen Demokrat Parti döneminde de sorunlar yaşaması cumhuriyet tarihinin istisnai ve 27 Mayıs müdahalesiyle telafi edilen bir süreç olduğu belirlenmelidir. Kendisini rejimin esas sahibi olarak telakki eden militarizmin bu kanaatini her aşamada açıkça ilan etmesi Türkiye’de siyasal yapının temel özelliğini de belirlemektedir. Türkiye tarihi boyunca militarizmin kurumları ile burjuvazi arasında eklemlenme ilişkisi mevcut olagelmiştir. Batılılaşma şiarıyla şekillenen Kemalist paradigma cumhuriyet devrimleri olarak adlandırılan üst yapı reformlarını gerçekleştirmiş, 12 Mart'ta generallerin açıkça telaffuz ettiği gibi halkın talepleri karşısında reformlar bol geldiğinde egemenlerin iktidarına tehdidin yok edilmesi için rejim otoriterleşmiştir. İzmir İktisat Kongresi'nde ekonomik yönelimini kapitalistlerin yaratılmasına odaklayan rejimin, sermaye birikimi yetersizliği karşısında burjuvaziyi palazlandıracak devletçi politikalara yönelmesi sanıldığı gibi kapitalizme karşı bir tutum değil, kapitalizmin güçleneceği zeminin yaratılması tercihidir. Militarizm rejimin kendisine sağlayacağı maddi ve manevi imkanların korunması konusunda son derece kararlı davranmış, bu yararları korumak için yaptığı her müdahaleyi kimi zaman ‘sınıfsız, imtiyazsız’ kimi zaman ‘şeriat ve komünizm yüzünden bölünme tehlikesi’ perdelemesiyle gerekli desteği ve yansızlaştırmayı sağlamıştır. Militarizmle burjuvaziyle birleştiren, bugün otomotiv, çimento, sigorta ve bankacılık sektöründe ön sıralarda ve Koç ve Sabancı gruplarının ardından üçüncü büyük holding olan OYAK, Guatemala hariç dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen askeri sermayenin kapitalizmin bir unsuru olması işlevini üstleniyor. Bunun yanında vakıflar aracılığıyla hakim oldukları silah sektöründeki tekeller militarizmin kapitalizmle bütünleşmesini kuvvetlendiriyor. Ayrıcalıklı devlet bürokrasisinin yüksek ücretlerle ve bu sermaye kuruluşları vasıtasıyla ucuz kredi, ucuz mal ve hizmet edinme imkanları statükoyu koruma güdüsünü teşvik etmektedir. Burjuvazi bu konuda bilinçli bütünleştirme ve eritme politikasını yürütmektedir. 28 Şubat’ın giderek büyüyen ‘yeşil sermayeye’ karşı açtığı kampanya militarizm-tekelci sermaye ittifakının kutsallığını bir kere daha ortaya koydu. Bu nedenle bu ülkede askeri müdahalelerin esas sahibi, militarizm ve tekelci burjuvaziyi birleştiren sınıf çıkarlarıdır. Türkiye’de militarizmin ABD emperyalizminin ve Türkiye burjuvazisinin çıkarlarına ters düşecek bir bağımsızlığa sahip olduğu bir an bile düşünülemez.

SİYASAL İSLAM STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ

Türk-İslam sentezi fikrinden beslenen ve burjuvazinin bir kanadını temsil eden siyasal İslamın ezilenler lehine militarizme karşı çıkamayacağı açıktır; 28 Şubat militarizmi karşısında, burjuvazinin bir kanadını temsil eden siyasal İslam, AKP’nin yükselişi ve tek başına iktidar olmasıyla çatışma stratejisini terk ederek çıkarlarını uzlaşma stratejisiyle kazanma yönelimine girmiştir. Bu stratejinin gerçeklik kazanabilmesinin ön koşulu siyasal İslam’ın temsil ettiği esas olarak yeni gelişen Anadolu burjuvazisinin çıkarlarının tarihsel tekelci sermaye-militarizm ittifakının çıkarlarına eklemlenme zemininin mevcut olmasıdır. Siyasal İslam’ın bugün uyguladığı uzlaşma stratejisi, türban, YÖK, milli eğitim, Irak’a asker gönderme, laiklik, AB ve uyum paketleriyle MGK yetkilerinin tırpanlanması konularında ortaya çıkan aktüel muharebelerin şiddetini törpülemektedir.Ancak bütün gelişmeler egemen sınıfın İslamcı veya laik gibi farklı kesimlerinin çıkarlarının bütünleşmediğini yaşanan her krizin geleceğe ertelenerek AB süreci ve ABD’yle ilişkiler gibi parametreler lojistik öge olarak kullanılmaya çalışılarak güç konsolidasyonu yapılmaktadır. Anadolu'da köylülüğün, kentlerde yoksulların taleplerini programına yerleştirerek birinci parti olarak tek başına iktidar olan AKP oy aldığı kitlenin çıkarları yerine geçmiş hükümetler gibi IMF programının uygulayıcısı haline gelmiş bulunmaktadır. AKP, içerde IMF dışta ABD odağında politika izleyerek bu rolü pekiştirerek şekli iktidardan muktedir olmaya ulaşmak istiyor. Egemen sınıflar arasındaki ilişkilerde statükonun değişimini gerektiren bu hedef siyasal yapıda kronikleşen krizin bitmediğini gösteriyor ve yeni gerilimlere zemin hazırlıyor.

KADINLARIN KURTULUŞU İÇİN

Her sınıftan, ulustan, ırktan,yaştan kadın, kendi sınıfı, ulusu, ırkı, kuşağı içindeki erkekler tarafından, kadın olduğu için, insanlığın tanık olduğu ilk ve en uzun baskı sistemiyle sürekli ve sistematik olarak eziliyor ve denetleniyor. İki cins arasındaki eşitsizlik, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıklara değil, bu farklılığa tarihsel ve toplumsal olarak yüklenen anlamlara ve bunun sonucunda oluşan toplumsal rollere dayanıyor. Kadınların yaşadığı baskı ve ezilme, tarih boyunca, her üretim tarzında bir öncekinden devranılarak, tarihsel bir sistem olan patriyarka ile sürüyor. Patriyarkanın değişik biçimlerde de olsa sürekliliğinin sağlanmasında belirleyici olan ise, onun üretim ilişkileriyle eklemlenme yeteneğidir; kadınların eşitsizliği, eşitsizliğe dayalı üretim ilişkilerine eklemlendiğinde özel ve kamusal bütün alanlarda ezilme biçimlerini bütünleştiren ve tarihsel sürekliliğini sağlayan cinsiyetçi ideoloji ortaya çıkıyor.

Patriyarkal kapitalizmin ve onun toplumsal cinsiyet ideolojisinin hüküm sürdüğü toplumda; kadınların ev içindeki görünmez kılınan emeği ve yeniden üretimde harcadıkları karşılıksız emek, hayatın devamında kurucu ve asli bir rol oynuyor ve ev dışında çalıp çalışmadıklarına bakılmaksızın ev içi emeklerine el konulurken, kamusal hayattaki ekonomik rolleri de toplumsal cinsiyete göre ayrışmış meslek kategorileri ile belirlenip sınırlanıyor. Kadınların bedenleri, cinsellikleri, emekleri ve tüm ekonomik üretkenlikleri her türlü baskı ve şiddet mekanizmasıyla kontrol altına alınıyor, baba, koca, ağabey ve devlet denetimi ve baskısı her zaman meşru görülüp olduğu haliyle kabul ediliyor.

Kadınlar, özel ve kamusal bütün alanlarda patriyarkanın birçok mekanizmasıyla eziliyor ve kapitalizmin birçok mekanizmasıyla sömürülüyor.

KADINLAR YOKSULLUĞUN ADI OLUYOR

Kapitalizmin yeniden üretimi için asli unsur olan kadının ev içi emeğinin yanı sıra ücretli kadın emeği de dünya kapitalizminin yeniden yapılanmasının asli unsuru haline geldi. Yeniden yapılanma süreci ve yeni-liberalizm kadınları büyük topluluklar halinde ucuz emek gücü olarak iş gücü piyasasına katarken, kadınlar için yaşam koşullarını yeni bir biçimde ağırlaştırdı. Kapitalizm geçmiştekinden farklı olarak kadınlara kamusal alanda bile değil kendi evlerinde büyük tekelleri için iş yaptırıyor ve bunun kadınlar için "eşit işe eşit ücret" alamamaktan daha ağır bir bedeli var; kadınlar için ev işleri giderek zorlaşırken, yeni iş gücü de koca denetimine taze bir alan olarak ekleniyor.

Türkiye gibi ekonomik krizin yapısal hale geldiği ülkelerde kadınlar bu durumu daha ağır yaşıyor. Krizler ve giderek artan yoksulluk sonucu ek gelir ihtiyacı daha keskin yaşanıyor ve kadınlar kolayca ucuz iş gücünün parçası haline geliyorlar. Artan işsizlik ve yoksulluk, gerek ailede gerek toplumda şiddetin çoğalmasına, toplumsal çelişkilerin ve farklılıkların artmasına neden olurken, patriyarkal sistemin en ağır ve şiddetli biçimlerinin hüküm sürdüğü Türkiye'de kadınların hayatı tam bir cehenneme çevriliyor.

"Yoksulluğun kadınlaşması” tüm dünyada ve Türkiye’de düşük ücretli, esnek çalışma düzeni olan ve belirli bir işyeri bile olmayan, güvencesiz işlerde çalışanların büyük bölümünü kadınların oluşturmasıdır ve dünya kapitalizminin kendini yeniden üretmesi ihtiyacının sonucudur. Kadınların iş gücüne bu şekilde katılımının sonucu, emeklerinin her biçiminin ve bedenlerinin tamamen korunaksız hale gelmesidir. Kapitalizm bunu patriyarkanın desteğiyle kolaylıkla gerçekleştirmiştir.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARTIYOR

Her sınıf, ırk, din , etnik köken, ve yaştan kadına yönelik, fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddet, hayatın her alanında erkekler tarafından, sistematik olarak ve giderek artan biçimde sürdürülüyor. Kadınların acı çekmesine neden olabilecek, gerek kamu gerekse özel alanda yapılan her türlü cinsiyetçi davranışı içeren kadına yönelik şiddet, cinsiyetçi ideolojiyi özellikle aile içinde yeniden üreterek meşrulaştırıyor

Savaş ve militarizasyon süreçleri, kadınlar için erkeklerden çok daha farklı ve ağır sonuçlar doğuruyor; kadınlar daha çok yoksullaşıyor, daha çok şiddete, daha çok tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Militarizmin patriyarkal sistemden, hiyerarşi ve rekabetten beslenmesi, barış dönemlerinde de toplumun tüm yapılarında işleyen bir süreç olarak şiddetin sürmesini sağlıyor. Militerleşme süreçleri yalnızca asker olan karar alıcılarla değil, sivil yöneticilerden moda tasarımcılarına, sosyal bilimcilerden, gazetecilere, film yapımcılarına, reklamcılara, BM görevlilerinden cemaat liderlerine ve hatta oyuncak imalatçılarına kadar birçok kesimle yaygınlaştırılıyor ve gerek savaşta gerek savaş öncesi ve sonrasında, sokakta ve aile içinde şiddet giderek tırmanıyor. Aile içi şiddet ve koca dayağı binlerce kadının ölümüne sebebiyet verecek biçimde bütün ülkelerde devam ediyor. Benzer biçimde cinsel şiddet özel ve kamusal alanda sürdüğü gibi, dünya genelinde fuhuş sektöründe patlama yaşanıyor ve her ülkeden, her türlü erkek bu sektörün işbirlikçisi oluyor.

KADIN BEDENİ KONTROL ALTINDA TUTULMAYA DEVAM EDİYOR

Patriyarka, kadının doğurganlığını ve cinselliğini kontrolü altına alarak kendini güçlendiriyor. Kadının çocuğu kimden doğuracağı, kaç çocuk doğuracağı ne zaman doğuracağı patriyarka tarafından belirlenerek doğurganlık kontrol edilmeye çalışılıyor. Ama patriyarka esas gücünü kadının cinselliğini denetimi altına alarak kazanıyor. Kadının kimi çekici bulacağı, kiminle cinsel ilişkiye gireceği, bunun kurallarının neler olacağı, neler giyeceği patriyarka tarafından belirleniyor. Bütün bunları yapmayı başarabilmesi için bir araca ihtiyacı olan patriyarka araç olarak aileyi kullanıyor. Bu nedenle tüm sınıflı toplumlar ve sistemler aileyi güçlendirmeye çalışıyorlar.

Kapitalist sistem de kendi toplumsal normlarıyla hem patriyarkanın kontrol aracı aile kurumunu mutlaklaştırıyor hem de yeniden üretim için kullanım değerine dönüştürüyor. Moda, kozmetik, seks ticaretiyle aynı zamanda kendine yeni pazarlar yaratıyor.

EHP’Lİ KADINLAR

EHP’li kadınlar, kadınların bir cins olarak eziliyor olduğunu kabul ederler ve kadınların kurtuluşuna ilişkin sosyalist feminist bir mücadele hattını benimserler. Kadınlar, bir cins olarak, kapitalizmin ve patriyarkanın zaman zaman içiçe geçen mekanizmalarıyla ezilirler ve kurtuluşları sadece kapitalizme karşı mücadele etmekle mümkün değildir, aynı zamanda patriyarkanın değişen biçimlerine karşı mücadele etmeyi gerektirir. Kadınların kurtuluşu özel ve kamusal alandaki tüm baskı, ezme ve tahakküm ilişkilerinin ortadan kalkmasıyla mümkündür ve bu kadınların kendi örgütlü mücadeleleriyle gerçekleşir. Bu mücadele, dünyayı kadınlar lehine değiştirmek için, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliğe son vermeyi, kadınların kurtulduğu bir devrim yapmayı hedefler. Kadınların,

  • Kendi bedenleri üzerinde mutlak denetim hakkı,
  • Ev içi kölelikten kurtuluş,
  • İşte ve meslek eğitiminde, ekonomik ve toplumsal tam eşitlik,
  • Cinsel taciz ve şiddetten kurtuluş,
  • Cinsel özgürlük elde ettikleri bir devrim, toplumsal örgütlenmenin bütününün yeniden kurulmasıyla gerçekleşebilir.

Dolayısıyla bütün ezilme biçimlerinin ortadan kalkmasının ön koşullarını yaratmayı hedefleyen sosyalizm, patriyarkal sistemin yok edilmesinin de ön koşuludur. Kamusal alanda toplumsal işbölümünün köklü dönüşümüne yol açmayan bir perspektifte ev emeğinin statüsünün değişmesi zordur. Toplumsal üretimin eşitliğe dayalı düzenlendiği bir toplumda, erkeklerin kadınların emeğine el koymasının ekonomik yolu kapatıldıktan sonra, kadınlar lehine köklü değişimlerin sağlanması ve kadınların kurtuluşu yalnızca kadınların örgütlü politik gücüyle mümkündür. Ayrıca özel alanın politikası, kamusal alandaki yapısal dönüşümlere bağlıdır ancak bundan ibaret değildir; ev içi emeği için iradi düzenlemelerin de ötesine geçilerek, kadın ve erkek öznellik biçimlerine politik bir yaklaşım getirilmelidir. Kadınların ezilmesi kendiliğinden sönümlenmeyecek, toplumsal bölüşüm kararlarında belirleyici olabildikleri bağımsız bir politik güç olarak kendilerini var edip koruyabildikleri sürece mümkün olacaktır. Daha da ötesi kadınlar, toplumsal devrimi de erkeklerden farklı ve bugüne hiç benzemeyen bir dünyaya geçiş olarak düşlüyor. EHP'li kadınların örgütlenme faaliyeti, kendi içinde bir çalışma değil, parti faaliyetinin bütün diğer yanlarını ve örgütümüzün bütününü etkilemesi gereken bir dinamiktir. Erkeklerin devrim hayali de dahil olmak üzere, erkeklik ve kadınlığın öznellik biçimlerinin değişeceği bir dünya, ancak kadınların örgütlü gücüyle mümkündür.

KADIN KURTULUŞ MÜCADELESİ VE FARKLI FEMİNİZMLER

Feminizmi; cinsiyetçiliği, toplumsal bir egemenlik biçimi olarak ele alıp kadınların özgül sorunları temelinde örgütlenen ve cinsiyetçiliğe karşı mücadele olarak ele alıyor ve bu mücadelenin birleştirdiği bütün kadınlarla dayanışmayı hedefliyoruz. Kadınların cinsiyetlerine bağlı kimlikleri, bu kimliği tamamlayan sınıf, ırk, din, yaş gibi farklı öğelerle birlikte oluşuyor. Bu nedenle farklı toplumsal kimlikteki kadınların feminizm anlayışlarını diğer toplumsal kimlikleriyle ilişkilendirme ve tutarlı hale getirmeye çalışmalarını kaçınılmaz buluyoruz. Savaşların, ırkçılığın, göçlerin arttığı, kadınların sınıf-ırk-ulus temelinde farklı talepler dile getirdiği koşullarda, bu faklılıkların haklı beraberliklerini sağlayacak mücadele biçimleri yaratmak zorunludur. Dolayısıyla bağımsız kadın kurtuluş hareketinin çok parçalı, çok sesli, türdeş olmayan kadınların oluşturacağı bir hareket olduğuna inanıyoruz ve liberal saldırının sonucunda dünyaya benimsetilen bireyci-hazcı-tüketimci ideolojiden feminizmin de payını aldığı, feminizmin kendisinin bir tüketim malzemesi haline getirilmeye çalışıldığı koşullarda, kadın özgürlüğüyle ilgili her türlü yalana karşı kadın dayanışmasını her zamankinden daha önemli buluyoruz. Kadın kurtuluş hareketinin diğer perspektiflerini meşru görüyor ve tüm bu perspektifleri kadın hareketinin zenginliği olarak anlayıp, bağımsız kadın kurtuluş hareketiyle işbirliği içinde olmayı hedefliyoruz.

KAPİTALİZME VE ONUN

GENÇLİĞİ TAHAKKÜMÜ ALTINA ALAN KARAKTERİNE KARŞI MÜCADELE

Mevcut kapitalist düzenle ve onun gençleri tahakküm altına alan gerontokratik karakteriyle çelişen gençlik, bir toplumsal kategoridir. Gençlik, kendi deneyimlerini yaratarak, kimliğini oluşturma sürecini yaşayan, 15-25 yaş dönemlerindeki toplumsal kesimdir. Bu yaş döneminin kendine özgül bazı özellikleri vardır. Gençlik kendi yaş döneminin doğal bir sonucu olarak önceki kuşaklarla kapitalizmin toplumsal yapısında geleneksel olarak yerleşik olan anlayışa eleştirel olduğu kadar; bu anlayışı değiştirme isteğine; hayata geçirebilme enerjisine; inancına ve dinamizmine sahiptir. Bunlara bağlı olarak, gençliğin kategori olarak tanımlanması, onun özgül koşullarından kaynaklanmaktadır.Bir toplumsal kategori olan gençlik, kapitalist düzen, önceki kuşaklar, eğitim öğretim kurumları ve aile tarafından tahakküm altına alınmaktadır.

Gençlik hem öğrenci olarak hem de üretim ilişkileri içerisindeki sınıfsal konumu itibariyle bu sorunları yaşamaktadır. Şüphesiz gençliğin tamamı “öğrenci gençlik” kategorisi içerisinde tanımlanamaz. Bugün gençliğin önemli bir bölümü üretim ilişkileri içerisinde sınıfsal bir aidiyete sahiptir ve burjuvaziyle arasında uzlaşmaz bir çelişki yaşamaktadır. Sınıfsal konumundan kaynaklı yaşadığı çelişkinin çözümü için emekçi örgütlenmeleri içinde yer alması kaçınılmazdır. Ancak toplumsal bir kategori olan gençliğin gerontokrasiye yani önceki kuşakların tahakkümüne karşı mücadelesi işçi gençliğin mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR

Üniversiteler bugünkü haliyle, mevcut düzenin ideolojik üretim üssü; burjuvazinin teknik ve yönetsel düzeyde yetişmiş kadro kaynağı; üretim sürecinin ihtiyaç duyduğu eğitilmiş işgücünü "fazlasıyla" sunan bir kanal; burjuvazi ve çeşitli devlet kurumları adına bilimsel araştırma yapan "ucuz" bir aygıt; bir ticaret ve kâr konusudur. Üniversiteler toplumun özel olarak dinamik yaş kuşaklarına kültürel-eğitsel müdahaleler yapan bir kurum ve kentlileşmeyi hızlandıran ve hatta ona yön veren olgulardan birisi olarak kapitalist düzen açısından oldukça önemlidir. Resmi ideolojinin bir sonucu olarak bu hale getirilmiş olan üniversitelerden beklenen; tek tipleştirilmiş, eleştirmeyen, okumayan, tartışmayan, tepkisini dile getirmeyen, üretmeyen, sadece öğretilen, karar hakkı olmayan insanların mezun edilerek düzenle uyumlaştırılmış kişiler haline dönüştürülmesidir. Tam da bu uyumlulaştırma resmi ideolojinin, kapitalizmin kendisini devam ettirebilmesinin olmazsa olmaz koşuludur.

12 Eylül sonrası devlet eliyle YÖK adı altında bir otorite oluşturulmuştur. Oluşturulan bu aygıt, üniversitelerin özerk-demokratik yapısını tamamen bozarak, bilimsel eğitimin resmi ideolojinin egemenliği altına alınmasını sağlamıştır. Ve bu nedenledir ki üniversiteler kışlalar gibi ele alınarak kolluk kuvvetlerine, özel güvenlik birimlerine “güvenliği sağlamak” adına teslim edilmiştir.

Üniversitelerin kampusları özel işletmelere kiralanmış ve sermayenin karını artırmak için kurduğu teknoparklarla özelleştirme kapsamına alınmış ve bilimsel üretim pazar ekonomisi mantığına tabi kılınmıştır. Özelleştirmelerle birlikte üniversitelerin, bilimin meta gibi alınıp satıldığı bir işletme olma niteliği daha da yükselmiştir. Egemen ideolojinin hizmetinde olan üniversitelerin kapıları doğrudan sermayedarlara açılmıştır ve bilimsel üretim tamamen sermayenin çıkarlarına hizmet eden bir hale getirilmiştir. Diğer yandan, üniversiteler bugünkü haliyle herhangi bir bürokratik devlet kurumlarından farksızdır ve bir bakıma kışla işlevi görür.

POLİTEKNİK EĞİTİM

Başlıca üretim kollarının teori ve pratiğini öğreten politeknik eğitim uygulanarak, gençlerin eğitimiyle toplumsal bakımdan üretken emek arasında sıkı bir ilişki kurulacaktır.

Politeknik eğitim, sentez (teori ve pratiğin birleştirilmesi) sorununun genel öğretim bilgisi açısından çözümünü, okulun yaşama yaklaştırılmasının örgütsel, psikolojik ve pedagojik açıdan gerçekleştirilmesini olanaklı kılmanın en önemli aracıdır, okul gençliğinin üretim çalışması sürecinde pratik yetenek kazandığı bir süreçtir. Politeknik eğitimin, kapitalist sistemlerdeki teknik eğitim olmadığı açıktır. Kapitalist ülkelerdeki teknik eğitim, sermayenin kar artırma işlevini gördüğü için politeknik değil, monoteknik yani tek yönlü bir teknik eğitimdir. Burada teknik okulun görevi, yabancılaşmış emek sürecinin işlevi için gençleri yetiştirmektir. Bu şekilde gençlerin kapitalist çıkarlara uyumu amaçlanmaktadır. Politeknik eğitim ise mesleğe yönlendirmede genel eğitimdir. Meslek eğitimine genel politeknik eğitimden sonra geçilmektedir. Bu dönem içinde kazanılan meslek, o güne kadar uygulanan genel politeknik eğitimin sağladığı mesleğe yönlendirme temeli üzerine oturtulmaktadır. Böyle bir meslek eğitimi kişiyi tek bir mesleğe bağlamadığı gibi başka bir meslek edinme veya başka bir mesleğe geçme olanağını sağlamaktadır.

Politeknik eğitim, okulun bugüne kadar aktardığı genel kültür sorunlarını pratikle, günlük yaşamın kültürüyle, teknik ve tarımla birleştirme olanağı sağlamaktadır. Politeknik eğitim, bireyi bütünü hakkında herhangi bir anlayışa sahip olmadığı üretim sürecinde sadece bir araç olmaktan çıkartır. Birey sürece egemen olur. Bu aynı zamanda insanın üretim sürecine, emeğine ve dolayısıyla kendine ve topluma “yabancılaşma”sına son verebilecektir. Kişinin iş sürecinde yaratıcı olma, inisiyatif alabilme yetilerini geliştirdiği gibi, küçük yaşlardan itibaren üretim sürecinin içinde yer alarak kolektif çalışmayı hayata geçirdiğinden toplumsal ve siyasal alandaki girişkenliğini de artıracaktır.

Üretim araçlarının özel mülkiyetinin yol açtığı yabancılaşma ve bunun bir görünümü olan kafa emeği ile kol emeğinin birbirinden ayrılması, insanın çok yönlü eğitilmesine, yetiştirilmesine olanak vermez.

Emekçi Hareket Partisi Gençliği bu düzeni değiştirme mücadelesinin bir parçası olarak üniversiteleri önemli bir alan olarak görür ve mücadelesini kesintisiz olarak sürdürür.

FARKLI KÜLTÜRLER KORUNACAKTIR

Çok sayıda kültürel dinamiğin bir arada bulunduğu Türkiye’de farklı dilinden, inancından, kimliğinden ötürü Alevi, Kürt, Ermeni, Rum, Musevi ve Hıristiyanlar ayrımcılığa uğruyor.

Tarihte tehcirin yarattığı kırım; gayrı-müslimlere uygulanan ayrımcı varlık vergisi; hükümet provokasyonu ile yaratılan 6-7 Eylül vandalizmi; Maraş’tan, Çorum’dan Sivas’a uzanan Alevi Halkını hedefleyen katliamlar ayrımcı-şovenist politikaların en korkunç düzeydeki ifadesiydi.

Alevi inancını yok sayan egemenler, gerek açık şiddet; gerekse bütün farklılıklara tek kimlik anlayışını dayatan uygulamalarla ayrımcı politikalara devam ediyor.

Bütün farklılıkların birlikte ve kendini geliştirerek ifade etmesi, yaşama hakkı kadar temel bir haktır. Bunun sağlanması için, farklı kültürlere sahip olanların hakları yasayla teminat altına alınacak, varlıklarını koruma ve geliştirmeleri için lehte ayrımcılık uygulanacak, eşit haklara sahip olacakları ve kamu kaynaklarından hakkaniyetle yararlanacakları düzenlemeler yapılacaktır.

EŞCİNSELLERE YÖNELİK AYRIMCILIĞA SON

Kadın ve erkek eşcinseller, bütün topluma nüfuz eden ideolojik baskı ve heteroseksist tutum ve davranışlara maruz kalıyor ve yaşama hakkı dahil olmak üzere bütün haklarına şiddet kullanılarak saldırılıyor. Temel hakları için mücadele ile başlayan eşcinsellerin kurtuluş mücadelesi, yasal eşitlik çerçevesini aşan bir dinamiktir ve toplumun derinlerindeki önyargılara meydan okumayı temsil eder. Bu mücadele aynı zamanda, cinsel iş bölümüne, çalışanlar arasında önyargı ve bölünmelere ve patriyarkal sisteme meydan okumadır. Sosyalistler, tüm insanların bireysel gelişmelerini önleyen cinsel baskıdan kurtuluş için, eşcinsellerin mücadelesini ve her türlü ayrımcılığa karşı tam bir yasal korunma talebini desteklerler.

KIBRIS’IN GELECEĞİNİ KIBRIS HALKLARI BELİRLEYECEKTİR

Kıbrıs konusu,Türkiye’nin sürdürdüğü AB atağının başlıca müzakerelerinden biridir ve egemenleri sıkıntılı bir tercihe zorluyor. Türkiye burjuvazisi, Kıbrıs nedeniyle AB ile sorun yaşamak istemiyor ama adadaki egemenliğinden de vazgeçmek istemiyor. Resmi ideolojinin sorgulanmasına kadar giden gelişmeler karşısında Türkiye solunda ise, "yavru vatan"ın satılmasına karşı tavır alarak sol milliyetçilik yada Annan Planı’nın desteklenmesiyle sol liberal eğilimler gelişti. Oysa, Türkiye’nin adadaki egemenliğini pekiştiren KKTC’nin kurulması 12 Eylül askeri müdahalesinin, Annan planı da Kıbrıs’lıların değil, Kıbrıs’ı bölüp yönetenlerin ürünüdür. Plan, İngiliz, Türk ve Yunan egemen sınıflarının ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, toprak ve sınırlar meselesi bu güçlerin stratejik ve askeri çıkarlarına göre düzenlenmiştir.

Kıbrıs Halkının kendi geleceğini belirleme hakkını görmezden gelen hiçbir çözüm, çözüm değildir. Türk ve Rumlar için iyi bir gelecek, ancak beraberlik içinde onları bir birine düşüren güçlerden özgürleşmeleriyle mümkündür. Kıbrıs’ta kalıcı barış, Yeşil Hat'tın ortadan kaldırılması ve Britanya, Yunanistan ve Türkiye’nin çekilmesiyle sağlanabilir ve Türkiye sosyalistleri böyle haklı bir mücadelenin sonuna kadar yanında olmalıdır.

DOĞAYA YÖNELİK TAHAKKÜME SON

Marksizm, kapitalist üretimin doğayı yıkıcı etkilerini açıkça ortaya koyduğu halde, kuramın gelişimi süreci içerisinde ekolojik maliyetin önemi yeterince dikkate alınmamıştır. Sosyalistler, ekolojist hareketin öğrettikleri ışığında bu konuda özel mülkiyeti ortadan kaldırmakla yetinmeyen, ekolojik sorunları hesaba katan bir yöntemle ilerlemelidirler. Aynı zamanda ekolojist hareketin sosyal demokrat ve yeni reformcu kökenlerine de dikkat çekilmeli ve kapitalizm ortadan kaldırılmadıkça doğanın üstüne çöken tüm tehditleri yok etme mücadelesinin mümkün olmadığı anlatılmalıdır. Bu sorunları çözmekte tek engel bilgi eksikliği değil, kirliliğe yol açan sanayi kuruluşlarının, ekolojik bakımdan sağlıklı seçeneklerden daha kârlı olmaya devam etmesidir. Ayrıca emperyalizm az gelişmiş ülke halklarının yaşadığı toprakları savaş ve sefalet içinde bırakarak çölleştirmekte ve aynı zamanda bütün gezegeni tehdit eden silahlanmayı sürdürmektedir

Kâr peşinde koşma ve özel servetler arayışı üzerine kurulu, rekabet, bencillik ve kısa vadeli ekonomik çıkarların egemen olduğu bir toplumda kaynaklar doğa üzerindeki uzun vadeli sonuçları dikkate alınmadan tüketilir. Ekolojik kaygılardan esinlenen her yasal sınırlamayı özel kâr biriktirmek için delecek girişimciler daima olacaktır. Doğanın sistematik olarak savunulması için, tutarlı geri dönüşebilir kaynak araştırması ve bunların kullanımında tasarruf yapılacak, dolayısıyla yatırım ve üretim tekniklerinin seçimi kararları özel sektörün elinden alınarak demokratik planlamacı toplumsal kolektife aktarılacaktır. Bu aynı zamanda özel çıkarların bu seçim ve önceliklere müdahale gücünün olmamasını, dolayısıyla sınıfsız bir toplumun yaratılmasını gerektirir.

DEVRİMCİ GÜÇLERİ BÜYÜTENLER

DEVRİMCİ GÖREVLERİ DE BÜYÜTEREK

DEVRİMCİ YOLDAN YÜRÜYECEKTİR

Türkiye egemen sınıfları iki kutuplu dünyanın yarattığı statüko sürecinde emperyalizmin kendisine verdiği rolleri, özellikle de bölgede ABD'nin ileri karakolluğunu üstlenerek iktidarını sürdürmeyi stratejik bir yönelim haline getirmiş, statüko yıkılana kadar da yaşanan her siyasal kriz bu temelde aşılmıştır. Dünyanın değişen koşulları egemen sınıflar bakımından artık bu stratejiyi uygulama imkânını ortadan kaldırmış bulunuyor.

Egemen sınıflar, krizin pençesinden kurtulamayan ekonominin ve buna eşlik eden siyasal krizden çıkışı içerde işçi sınıfı ve emekçilerin kazanımlarını yok ederek, ekonomik krizin yükünü onların üzerine yıkarak, Kürtlerin siyasal gücünü ortadan kaldırarak; dışta da Ortadoğu ve Kafkasya'da enerji kaynaklarından pay kapmak için Türkiye'yi savaşa ve tehlikeli maceralara sürükleyerek sağlamak istiyorlar. AB desteğini alarak ABD işgaline ortak olmak için asker gönderme kararlılığı bu stratejinin bir parçasıdır.

Egemen sınıfların işçi ve emekçi sınıfların ekonomik yıkımına ve yaşamlarına mal olacak, bölge halklarını ezecek bu stratejisinin yenilgiye uğratılması hayati öneme sahiptir.

EHP, Türkiye'de tekelci burjuvazinin iktidarının yerine, emekçilerin iktidarının kurulmasının koşullarının yaratılmasını yaşanabilecek muhtemel toplumsal felaketi önlemek bakımından tek çözüm olarak görmektedir.

Derinleşen ekonomik kriz ve bu krizle tetiklenen siyasi krizin yarattığı toplumsal yıkımın emekçiler ve tüm ezilenler bakımından çözümü, toplumsal yaşamın bütün alanlarına ilişkin talep ve yanıtların bütünsel niteliğine bağlıdır. Emekçilerin güncel taleplerini içeren eylem programının yerleşik kapitalist düzen tarafından çözümlenip çözümlenmeyeceğini tartışmak yerine, kitlelerin bu talepler doğrultusunda seferber edilebilmesi ve bunun onların bilinç sıçramasına yapacağı katkı, başlı başına onun devrimci niteliğinin kanıtıdır. Gelecek toplum tasavvuru olarak sosyalist demokrasiyi işçilerin ve emekçilerin sahiplenmesinin olanağı bizzat verecekleri güncel mücadelelerin deneyimleri üzerinde yükselecektir.

1 Mayıs alanlarının da gösterdiği gibi, Türkiye sosyalist hareketi, farklı mücadele platformlarında da olsa güçlenip, toparlanmaktadır. EHP, çoğulcu parti deneyimlerinde ve kendi öz deneyimleriyle öğrendiklerini, savaşa karşı mücadele platformlarına ve alanlara taşıyacak, alanlarda buluştuğu bütün kesimlerle, daha çok buluşmanın olanaklarını arayacaktır. Savaş tanklarının karşısında beraber durabilenler, bu ülkede devrimin yolunda duran tankların karşısında da beraber durabilirler.

Savaşa karşı mücadelede sosyalist hareket ve toplumsal muhalefetin birleşmesi, bu dağınıklığı gidermenin adımı olduğundan çok kıymetlidir. Öte yandan çoğulcu parti süreçlerinden gelen sosyalist hareketlerin bu deneyimi, savaş karşıtı platformun güçlü bir ses vermesinde önemli bir etken olmuştur.

Partinin eylem programını oluşturan talepler, emekçilerin, Kürtlerin, kadınların, gençlerin,yoksul köylülerin, işsizlerin, doğaya tahakkümü reddedenlerin, insan haklarını savunanların, yerleşik düzenden mağdur olan herkesin değişim umudunu kapsar. Bu programın içerdiği eşitlik, demokrasi ve barışa yönelik, ekonomik ve demokratik taleplerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz sonucu, devrimci gelişimin yolunu açacak olmasıdır.

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ'NİN DEVRİMCİ GÖREVLERİ

    1. Savaş cephesi dağıtılacak.

EHP, Türkiye'yi savaşa sürükleyen emperyalizmin ve burjuvazinin, halkların kanı ve emeği üzerinden yürüttüğü barbar pazarlığı her düzeyde gözler önüne serecek, bedelini halkların ödeyeceği bu saldırıya karşı en geniş birliğin yaratılması için, bölge halkları ile enternasyonal dayanışma içinde mücadele edecektir. EHP, savaşa karşı mücadelenin ülkemizde egemen güçlerin yenilmesi için mücadele olduğunu ve burjuvazinin savaşının emekçiler için sonuçlarını en geniş topluluklara anlatmanın, emekçileri örgütlemenin aracı olacaktır.

Partimiz, Türkiye'nin ABD-İsrail ittifakına ve bölgesel güç olma stratejisine son verilerek, bölge halkları arasında işbirliğine dayalı barışçı ilişkiler geliştirilmesi, başta NATO olmak üzere, bütün emperyalist birliklerden çıkılması, emperyalizmle yapılmış mali, diplomatik, askeri bütün bağımlılık anlaşmalarının iptali, askeri üslerin kapatılması, dünya ölçeğinde ekonomik kaynakların insanlığı tehdit ederek israf edildiği tüm silahlanma harcamalarının durdurulması, nükleer ve kimyasal silahlanmaya karşı radikal bir silahsızlanma programına geçilmesi ile gelecek barış için mücadele eder.

  1. Emekçilerin kazanımlarına yönelik yeni-liberal saldırılara son vereceğiz.

EHP, emekçilere yoksulluk ve işsizlikten başka bir şey vaat etmeyen IMF’ye karşı, IMF'nin Türkiye tekelci burjuvazisinin tercihi olduğunu bir an bile unutmadan mücadele eder. Bu mücadeleyi, dünya emekçilerinin devrimci gücünü örmenin ayrılmaz parçası sayar; dünya kapitalizminin yenilgisi soyut bir IMF karşıtlığıyla değil, tek tek ülkelerin sınıf savaşımlarının birleşik gücüyle mümkündür.

Bugün dünya halkları IMF sömürüsünün nelere mal olduğunu yaşayarak öğrenmiştir ve bu politikaya inanmamaktadır. Emekçilerin yalnızca ipliği pazara çıkmış IMF'den değil, bir bütün olarak kapitalizmden umudunu kesmelerini sağlayacak olan, kapitalizme karşı yürütülecek örgütlü mücadeledir.

Bir an önce yapılması gereken emeğe saldırı karşısında savunma hattının örülmesidir. Emekçiler, bütün tarihsel kazanımlarını yok ederek gelen yeni-liberal saldırı karşısında savunmasız ve örgütsüzdür. Bu durum emekçilerin yeteneksizliğinin değil, onun temsilcileri olan sosyalist hareketin örgütlenme anlayışının ürünüdür. Bunun için öncelikle sınıftan uzakta siyaset yapma eğilimi tersine çevrilmelidir. EHP, emekçilerin, yoksulların bütün yerleşim ve çalışma alanlarını, kendi kaderlerini ellerine almaları için örgütleyerek mücadele edecektir. Savunmasız emekçilerin kendi öz deneyimleriyle örgütlenmekten başka çareleri yoktur, sosyalistler bunun yollarını bulmakla yükümlüdür.

Partimiz, İş Yasası, Kamu Reformu ve esnek çalışmanın durdurulması, tam bir İş Güvencesi Yasası'nın uygulanması, sendikal hakların önündeki tüm engellerin kaldırılması, özelleştirmelere son verilerek, geçiş sürecini takiben bütün üretim araçları ve toprakların tam olarak kamulaştırılması, kimsenin işsiz kalmadığı ve yeteneğine uygun üretimi gerçekleştirdiği, temel ekonomik kararların, halkın ihtiyaçlara göre, emeğin öz örgütleri ve halk temsilcileri tarafından verildiği, demokratik merkezi planla üretenlerin yönettiği bir topluma ulaşmak için mücadele eder.

  1. Kürtler eşit haklara sahip olacak.

EHP, demokratik siyasal çözüm yolunun açılması, Kürt Hareketinin kendini ifade ettiği partilerin varlık ve haklarının korunması, siyasal faaliyetlerinin önündeki her türlü baskı ve anti-demokratik engelin kaldırılması için mücadele eder. Türk ve Kürt emekçilerinin bedelini beraber ödedikleri savaşın bütün sonuçlarının ortadan kaldırılması için, zorunlu iç göçün yarattığı demografik, ekonomik, kültürel ve sosyal bütün sorunların çözülmesi, halklar arasında kalıcı barışın yaratılması, cezaevlerindeki devrimcilerin serbest bırakılması ve savaş suçlularının yargılanması sağlanacaktır.

  1. Zindanların olmadığı bir tarihe, F Tipleri kapatılarak başlanacak.

EHP, zindanların olmadığı bir tarihe adım atmak, yeni zulüm politikalarını önlemek için ve F tipi operasyonu dahil, daha önce yapılmış olanlar için soruşturma açılması ve ortaya çıkacak sorumlularının yargılanması için mücadele eder. Cezaevlerindeki devrimcilerle dayanışmayı sürdürerek toplumsal destek ve duyarlılığı kuvvetlendirmeyi hedefler. F tipi ve D tipi (mezarlık tipi) cezaevlerinin yapımını durdurmanın yolu da buradan geçmektedir. Yaşam hakkının, savunma hakkının, haberleşme özgürlüğünün yok edildiği, cezaevlerindekilerin yakınlarına da yönelik olmak üzere baskının, işkencenin yoğunlaştığı F tiplerinin yarattığı tahribatın bütün boyutlarının ele alınması ve giderilmesi için mücadele edilecektir.

  1. Militarizmin bütün etkileri ortadan kaldırılacak.

Emperyalist savaşın ve tekelci burjuvazinin beslediği militarizm, Türkiye'de burjuva iktidarının sürmesinin temel aracıdır. EHP, militarizme karşı, onu yaratan ve besleyen kuvvetleri unutmadan, bütün baskı aygıtlarının lağvedilmesi ve halka karşı suç işleyen sorumluların yargılanması için mücadele eder. Egemenlerin tahakkümünün temel aracı olan militarizm, şiddetin en saldırgan biçimi olan savaşla beslenmektedir. Dolayısıyla militarizme karşı mücadele, emperyalist savaşa ve onun yarattığı şiddetin bütün biçimlerine karşı mücadelenin ayrılmaz parçasıdır. Militarizmin bütün izleriyle ortadan kaldırılabilmesi için tekelci burjuvazi egemenliğindeki medya, üniversiteler, tüm basın-yayın organları, kültür, sanat, bilim alanlarında geniş militarist cepheye karşı, geniş bir cepheyle çok yönlü mücadele edilecektir.

  1. Burjuvazinin borçları ödenmeyecek.

EHP, tekelci burjuvazinin borçlarını emekçi halkın ödememesi, iç ve dış borçların iptal edilmesi, spekülatif sermayeye el konulması, doğrudan ve dolaylı sömürünün bütün biçimlerinin ortadan kaldırılması için mücadele eder. IMF, DB, AB ve uluslararası finans kuruluşlarıyla yapılan bütün anlaşmalar iptal edilecek, AB üyelik süreci ve uyum politikaları bir daha geri gelmemek üzere gündemden çıkarılacaktır.

  1. Faşizmi yargılayacağız.

EHP, tekelci burjuvazinin bir yönetim tarzı olan, hakimiyet organlarının içinde yer alan ve yeniden üretilen faşizme karşı, bütün baskı organlarının kaldırılması, faşist ve gerici kadroların tasfiye edilmesi, halka karşı suç işleyenlerin yargılanması için mücadele eder.

  1. Emekçilerin uluslararası birliği, mücadelesi ve dayanışması görevi yerine getirilecektir.

Kapitalizmin uluslararası düzeyi, devrimcilerin yürütecekleri mücadelenin de uluslararası nitelikte olmasını gerektirir. Tek bir ülkedeki emekçilerin mücadelesi ve başarısı sosyalizm için yeterli olmadığından dünya devrimi için, bir uluslararası örgütlenmeye duyulan ihtiyaç son derece günceldir. EHP, enternasyonal yaratma deneyimlerinin içerdiği devrimci yönlerden hareketle; emekçilerin birliği mücadelesi ve dayanışması için devrimci bir enternasyonali inşa etme görevinin yerine getirilmesi için mücadele eder.

  1. Kadınlar dünyayı yeniden kuracak.

Kadınların kurtuluşu ancak özel ve kamusal alandaki tüm baskı, ezme ve tahakküm ilişkilerinin ortadan kalkmasıyla mümkündür ve bu ancak kadınların kendi örgütlü mücadeleleriyle gerçekleşir. EHP'li kadınlar, dünyayı kadınlar lehine değiştirmek, kadınlar ve erkekler arasındaki tarihsel-toplumsal eşitsizliğe son vermek ve kadınların kurtulduğu bir devrim için mücadele ederler. Kadınların kendi bedenleri üzerinde mutlak denetim hakkının sağlanması, ev içi kölelikten kurtulmaları, işte ve meslek eğitiminde, ekonomik ve toplumsal olarak tam eşitliğe kavuşmaları, cinsel taciz ve şiddetten kurtulmaları ve cinsel özgürlükleri için, kadın kurtuluş hareketiyle işbirliği içinde ve ilkeli bir birlik olarak anladığımız kadın dayanışması temelinde mücadele esastır.

EHP’NİN GÜNCEL MÜCADELE ALANLARI

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ,

EMEKÇİLERİN YAŞAMLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN

  1. IMF’nin boyunduruğundaki hükümetçe uygulanan ekonomik programın yol açtığı ekonomik kriz sonucunda uğranılan ücret kayıplarının derhal telafi edilmesi,
  2. İnsanca yaşama koşullarına uygun bir gelir için gerekli ücret politikalarının uygulanması,
  3. Kapitalistlerin çıkarlarına göre çıkarılan iş güvencesi yasasının keyfi işten atmaları önleyecek şekilde derhal değiştirilmesi,
  4. Haftada 35 saatlik çalışma süresinin yasallaşması,
  5. Tüm yurttaşların çalışma hakkının güvence altına alınarak, işsiz kalanlara ödenen işsizlik sigortası ödeneğinin, sınırlı sürelerle değil, iş bulunana kadar ödenmesi,
  6. Ücretsiz fazla mesailerin kaldırılması,
  7. Eşit işe eşit ücret verilmesi,
  8. Sigortasız işçi çalıştırmanın engellenmesi,
  9. Çalışanlarının iş güvenliğinin ve sağlığının emekçilerden oluşacak kurullarca denetlenmesi,
  10. Yeni iş yasasıyla, çağrı üzerine çalışma, çalışma süresinin iş günlerine eşit olarak bölünmesi kuralını ihlal eden hükümlerinin iptal edilmesi,
  11. Çocukların çalıştırılmasının engellenmesi,
  12. Tarım emekçilerinin ücretlerinin insanca yaşama koşullarına uygun olarak düzenlenmesi, sendika kurma ve diğer sosyal güvenlik haklarının tanınması,
  13. Emeklilerin maaşlarının arttırılarak, insanca yaşam koşularına kavuşturulması,
  14. Herkesin eşit ve nitelikli eğitimi parasız olarak alabilmesi,
  15. Herkese parasız sağlık hizmeti verilmesi,
  16. Herkesin yaşanabilir ve güvenli konutlarda yaşamını sürdürebilmesi,
  17. Sosyal güvenlik kuruluşlarının özelleştirilmesinin durdurulması, özelleştirilenlerin emekçi denetiminde kamulaştırılması, bu kuruluşların yönetimlerinin doğrudan çalışanlar ve emekliler tarafından denetlenmesi,

HALKIN İHTİYAÇLARI KARŞILAYAN EKONOMİ İÇİN

  1. İşletme ya da ülke ölçeğindeki temel ekonomik yönelimlerin, emekçi örgütlerinin ve halk temsilcilerinin iradesi doğrultusunda ve halkın ihtiyaçları temel alınarak belirlenmesi,
  2. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik yatırımları, harcamaları ve benzeri kamu harcamaları devletin yükümlülüğündedir. Devletin kamu harcamalarını azaltmak gerekçesiyle hiçbir biçimde bu yükümlülüğünden uzaklaşmaması ve yükümlülüğünü sermayeye devretmeye kalkışmaması,
  3. KİT'lerin özelleştirmesinin durdurulması, özelleştirilenlerin emekçi denetiminde kamulaştırılması, iktidar olan düzen partilerinin kamu kuruluşlarını yağmalamasını engellemek için KİT’lerde emekçi denetiminin gerçekleşmesi,
  4. Askeri harcamaların, yeni silah sistemlerine yapılan yatırımların ve savaşın yuttuğu kaynakların altyapıya, eğitime, sağlığa, ve KİT'lerin modernizasyonuna tahsis edilmesi,
  5. Banka iflaslarında açıkça ortaya çıktığı gibi özel bankaların halkın kaynaklarını belirli sermaye gruplarına transfer ederek yaptıkları yağmacılığın engellenmesi. Yüksek faizle tefecilikten kar eden özel bankaların ve finans kesiminin çalışanların denetimine verilerek kamulaştırılması,
  6. Halkın kaynakları üretim yerine spekülatif kâr alanına tabi kılan borsanın kapatılması,
  7. Halkın kaynaklarının yerli ve yabancı tefecilerce sömürülmesinin engellenmesi, küçük tasarruf sahiplerinin borçları dışında iç borçların ödenmemesi, dış borçların ödenmesinin durdurulması,
  8. Dış ticaretin kamulaştırılması, döviz işlemlerinin iktisadi planın gereklerine tabi kılınması, uluslararası spekülatif sermaye hareketlerinin denetlenmesi, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, hazırlanmakta olan MAI gibi bütün anlaşma ve örgütlerden çıkılması,
  9. Kâr amacına tabi olması toplumsal yıkıma neden olan toplu ulaşım, eğitim, sağlık, iletişim, enerji kaynak üretim ve dağıtımının özelleştirilmesinin durdurulması, özelleştirilenlerin ve bu sektörlerde faaliyette bulunan özel işletmelerin çalışanların denetiminde kamulaştırılması,
  10. Kriz dönemlerinde veya siyasal çıkarları yönünde sermaye kaçıran, yatırımları durduran, karaborsa ve istifçilik yapan şirketlerin, emekçilerin denetiminde kamulaştırılması,
  11. Emperyalist finans ve ticaret örgütlerinin dayatmasıyla tarımın devlet desteği kaldırılarak serbest piyasa koşullarına ve çokuluslu şirketlerin egemenliğindeki uluslararası rekabet koşullarına bırakılarak tahrip edilmesine karşı mücadele edilmesi,
  12. Toprağın emekçi köylülerin hakkı olması gerektiğinin kabulüyle, emekçi köylü örgütlerinin öncülüğünde köklü bir toprak reformunun gerçekleştirilmesi, küçük üreticilerin korunması amacıyla tarım kooperatiflerinin güçlendirilmesi ve demokratikleştirilmesi,
  13. Ekonomik gelişmenin ekolojik perspektifle birlikte planlanması, yasalarda çevre tahribatına sebep olan maddelerin kaldırılması, çevreyi koruyan yasaların çıkarılması, uluslararası tekellerin doğal kaynakları sömürü ve kâr amaçlı yatırımları için dayattıkları doğanın tahribatına yol açacak uluslararası anlaşmalardan çıkılması,
  14. KDV, Özel İletişim Vergisi, ÖTV gibi vergilendirmede adaletsizliğe yol açan dolaylı vergilerin kaldırılması, kazanca ve servete göre vergilendirmenin gerçekleşmesi ve ekonominin bütününün kayıt altına alınması,
  15. OYAK’ın çalışanların denetiminde kamulaştırılması,

ÖZGÜRLÜKLERİN KAZANILMASI İÇİN

  1. Demokratik özgürlüklerin ön koşulu olarak Kürt sorununun çözümü için verilen mücadelenin, aşağıdaki talepler uğrundaki mücadeleyle birlikte ele alınması,
  2. Askeri rejimin baskısı altında referandumla kabul edilen 1982 Anayasası'nın değiştirilerek demokratik bir anayasanın halkın katılımıyla oluşturulması,
  3. Yönetimin tümüyle parlamentoya devredilmesi, militarizmin siyasi alana müdahalesine olanak sağlayan bütün anayasal, yasal vb. düzenlemelerin (MGK, MASK, MGSB, İç Hizmet Kanunu’nun darbeye olanak sağlayan hükümleri, kriz yönetimi) ortadan kaldırılması,
  4. Tüm çalışanların, kamu emekçilerinin hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın grevli, toplu sözleşmeli sendikal örgütlenme hakkının yasallaşması,
  5. Sendikaların toplu sözleşme yapabilmesi için işkolunda 10% örgütlenme şartının yasadan çıkarılarak sendikal örgütlenme önündeki tüm barajların kaldırılması,
  6. Kamu emekçilerinin siyasi partilere üye olma hakkının yasallaşması,
  7. Seçim yasasının değiştirilerek toplumun tüm siyasi eğilimlerinin parlamentoda ve yerel organlarda temsilini sağlayacak nispi temsil sisteminin, ülke ve bölge barajlarının kaldırılarak demokratikleştirilmesi,
  8. 12 Eylül rejiminin hukuki uygulamaları sonucunda siyaset yapma yasağı getirilenler üzerindeki yasağın kaldırılması,
  9. Devlete karşı işlenmiş suçlarla cezalandırılanlar serbest bırakılması, siyasi yasaklarının kaldırılması,
  10. İdam cezasının her koşul için kaldırılması,
  11. Düşünceyi ifade etme özgürlüğünü engelleyen tüm yasaların kaldırılması. Basın, yayın, elektronik ortamda iletişim üzerindeki baskıcı yasaların kaldırılması,
  12. Din derslerinin kaldırılması, devlet eliyle din öğretimi amacıyla okul, kurs vb. gibi kurumların açılmaması,
  13. Diyanet İşleri ile ilgili siyasi partiler yasasındaki maddelerin kaldırılması,
  14. Dini siyasal alana taşıyan, dinsel inanç ve vicdan özgürlükleri alanını sınırlayan bütün düzenlemelerin ortadan kaldırılması; devletin Alevi, Sünni, Hıristiyan, Musevi gibi bütün inançlar ve topluluklar karşısında eşit mesafede durması; farklı kültürlerin yönelik olası baskılara karşı koruyucu düzenlemelerin yapılması,
  15. Yaşadığımız topraklarda varolan farklı kimliklerin , kendilerini ifadelerinin önündeki engellerin kaldırılması. Bu topraklarda birlikte yaşayan Türk, Kürt, Alevi , Sünni, Hıristiyan, Musevi, Arap, Ermeni, Yahudi, Süryani, Laz, Çerkez gibi kimliklere sahip olanların eşit yurttaşlar olarak temel demokratik yasal haklara sahip olması,
  16. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin ve askeri yargı sisteminin kaldırılması, yargının demokratikleştirilerek, yürütmenin yargı üzerindeki tasarrufunun kaldırılması,
  17. İşkencenin sona erdirilmesi, işkence yapanların cezalandırılması,
  18. Erlere asgari ücretten az olmamak kaydıyla ücret ödenmesi ve tüm askerlere sendikalaşma hakkının tanınması,
  19. Kadınlara ve cinsel yöneliminden dolayı dışlananlara ilişkin yasalarda varolan tüm ayrımcı ve baskıcı maddelerin kaldırılarak ceza yasasına "kadına karşı suç" kavramının eklenmesi,
  20. Cezaevlerinde insanca yaşam koşullarının sağlanması, tecrite son verilmesi, F tipi cezaevlerinin kapatılması, D tipi (mezarlık tipi) cezaevi uygulamalarına son verilmesi,
  21. Emekçi mahallelerinde altyapı hizmetlerine ağırlık verilmesi, polis baskısının ortadan kaldırılarak, farklı kültürlerin üzerindeki her türden baskının yok edilmesi ve kültürel, sosyal, siyasal örgütlenmelerinin serbest bırakılması,
  22. Gençlerin toplumsal yaşama katılmalarının önünde varolan yasal engellerin kaldırılarak, seçilme yaşının 18'e indirilmesi, işe girişlerde askerlik yapmış olma koşulunun aranmaması, çıraklara sendika kurma hakkının tanınması, sigortasız çalışmalarının engellenmesi,
  23. Gençlerin fiziksel ve psikolojik gelişimlerini tehdit edecek işlerde çalışmalarının engellenerek çocuk emeğinin kullanımının yasaklanması,
  24. Toplumsal hayattaki ve devlet aygıtı içindeki faşist ve dinci kadrolaşmanın tasfiye edilmesi,
  25. Faşizmin her türden etkisinin ortadan kaldırılması, ders müfredatlarının ve basın-yayın organlarının faşist-ırkçı propagandadan arındırılarak demokratikleştirilmesi,
  26. Ülkenin çok kimlikli ve çok kültürlü yapısı üzerindeki her türden tek tipleştirici baskının kaldırılarak, tüm kimlik ve kültürlerin kendilerini demokratik bir biçimde ifadesinin olanaklarının yaratılması,

EMPARYALİST SAVAŞLARDAN KURTULMAK VE

ÜLKEDE ETNİK İÇ BARIŞI SAĞLAMAK İÇİN

  1. Barışın ön koşulu olan ve öncelikle Türkiye İsrail ABD ittifakına son vermek için yürütülen mücadelenin aşağıdaki talepler uğrundaki mücadeleyle birlikte ele alınması,
  2. Her ne sebeple olursa olsun ülke sınırları dışında bulunan askeri birliklerin geri çekilmesi, NATO, ABD-İsrail-Türkiye askeri ittifakı, AGSP'ye giriş hazırlığı, vb. gibi askeri-siyasi örgütlenme ve anlaşmalardan çekilinmesi,
  3. Olağanüstü hal uygulamasının bütünüyle kaldırılması, ayrı bölgelerde ayrı yasal uygulamaların ortadan kaldırılması,
  4. Olağanüstü hal bölgesinde, mücavir alanlarında ve sınır ötesi bölgelerde askeri harekâtların derhal durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız bir komisyon tarafından araştırılması ve sorumlularının cezalandırılması
  5. Olağanüstü hal bölgesinde zorunlu göçe tabi tutulanlardan, yerlerine geri dönmek isteyenlere gerekli olanakların sağlanması ve uğradıkları bütün zararların tazmin edilmesi,
  6. Devlet içinde yuvalanarak, çeteleşip komplo ve cinayetler düzenlemiş bütün sorumluların yargılanarak cezalandırılması, para-militer grupların ve kontr-gerillanın dağıtılması, özel kuvvetlerin ve koruculuğun kaldırılması,
  7. Farklı dil ve kültüre sahip olanların kendi dil ve kültürlerini geliştirme ve yaşatma olanağının sağlanması, anadilde eğitim ve görsel, yazılı yayın hakkının sağlanması,
  8. Cezaevlerindeki devrimcilerin serbest bırakılması,
  9. Kıbrıs'ta barışçı çözüm doğrultusunda ilerlenmesi, federal devlet biçiminde bağımsız cumhuriyetin iki toplumun gönüllü olarak birliği temelinde yeniden kurulması için çaba gösterilerek, şovenizmin-militarizmin yayılmacı amaçlarının önüne geçilmesi,

KADINLARIN KURTULUŞU İÇİN

  1. Toplumsal cinsiyete dayalı meslek kategorileri, yarım ve tam işgünlerindeki cinsiyete dayalı ayırım, istihdam politikalarındaki ve işe alımlarda cinsiyetçi uygulamalar ortadan kaldırılması ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık politikalarının hayata geçirilmesi,
  2. Kadınların ucuz emek deposu olarak kullanılmaları, esnek üretim koşullarına uygun bir biçimde sosyal güvencesiz çalıştırılmaları, parça başı üretim gibi sendikasızlaşma sonucunu yaratan uygulamaların ortadan kaldırılması,
  3. Her işyerinde erkek ya da kadın ayırım yapılmaksızın kreş uygulaması gerçekleştirilmesi, kadınların doğumdan kaynaklanan izin haklarının hayata geçirilmesi, çalışma yaşamında kadınların kadın olmaktan kaynaklanan hamilelik, doğum gibi özelliklerinin dezavantaj olmaktan çıkarılması ve kadınlar lehine pozitif ayrımcılık ilkelerinin işletilmesi,
  4. Yasalarda kadınlara yönelik her tür ayrımcı maddelerin ortadan kaldırılması, kadınlar yönelik pozitif ayrımcılığın yasal alanda hayata geçirilmesi ve uygulamada bunların gerçekleşmesi için mücadele edilmesi,
  5. Ev işleri ve bakım kadın işi olmaktan çıkarılması, yaygın ve sürekli hizmet sağlayan yemekhane, çamaşırhane, kreş ve anaokulu gibi kurumların yaygınlaştırılması,
  6. Kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerindeki tüm denetimin kendilerine ait olduğu ve erkeklerin ve devletin denetiminin gayri meşru olduğu kabul edilmesi, bekaret kontrolü gibi uygulamalara son verilmesi,
  7. Kadınların cinselliklerini özgürce tanımlama ve yaşama hakkına dair her türlü ayrımcılığın önlenmesi,
  8. Eğitim alanında kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık ilkelerinin hayata geçirilmesi ve toplumsal cinsiyete dayalı meslek kategorileri gözetilmeksizin kadınlara yönelik olarak her tür eğitim özendirilmelidir,
  9. Devlet, aile ve kişisel ilişkilerden kaynaklanan tüm şiddet ve baskı biçimlerinin, (fiziksel, duygusal ve ekonomik halleri de dahil olmak üzere) yasalarda kadına yönelik şiddet olarak değerlendirilmesi, finansmanı merkezi yönetime veya yerel yönetimlere; işletilmesi ve denetimi kadın gruplarına ait olan kadın sığınma evleri kurulması ve bunların yaygınlaştırılması,

GENÇLİĞİN TAHAKKÜMDEN KURTULMASI İÇİN

  1. Üniversitelerin özerk bir konuma kavuşturulması,
  2. Üniversitelerin yönetsel özerkliğinin güvence altına alınması; öğrencilerin, öğretim görevlilerinin ve bütün üniversite çalışanlarının, üniversite yönetimine katılımının sağlanması,
  3. Öğrencilerin, hak talep etme, örgütlenme ve politik yaşama katılma özgürlüğünün eksiksiz olarak güvence altına alınması,
  4. Üniversite ve orta öğrenim öğrencilerinin, siyasal partilerde ve derneklerde örgütlenme, siyasal ve kültürel çalışma yapma haklarının güvence altına alınması ve18 yaşındaki gençlere seçme ve seçilme hakkı tanınması,
  5. Bilimin, bilimsel eğitimin önündeki tüm engeller kaldırılmalısı; sınırlama olmaksızın objektif bilgiye ulaşılabilen; insanların araştırma yapabileceği; açıklığın geliştiği koşulların yaratılması,
  6. Her türden okul katkı payı ve harcı kaldırılarak, eğitim çağındaki bütün gençlere parasız ve eşit eğitim imkanının sağlanması,
  7. Eğitimin önündeki AOBP, ÖSS gibi rekabet mantığını içeren tüm uygulamaların kaldırılması ve herkese eşit eğitim imkanı sağlanması,
  8. Tüm öğrencilerin yiyecek, giyecek, ulaşım, barınma ve okul araç-gereçlerinin devletçe sağlanması,

YÖNÜNDE MÜCADELE EDECEKTİR.

Tüzük

Yazdır

e-Posta

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

TÜZÜĞÜ

5 Ocak 2004

PARTİNİN ADI

Partinin adı, EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ'dir. Kısaltılmış adı, EHP'dir. Merkezi, Ankara'dadır.

PARTİNİN TANIMI

Emekçi Hareket Partisi,

Yöneten yönetilen çelişkisini; kafa emeği ile kol emeği, şehirler ile köyler arasındaki farkları; erkek egemenliğini; eşitsizlikleri; sınırları; faşizmi; ırkçılığı; şovenizmi; sömürgeciliği, emperyalist savaşları ve onların yarattığı şiddeti yok etmek için, enternasyonalist; demokratik planlamacı; özyönetimci; özgürlükçü; çoğulcu; kadınların kurtuluşundan yana; doğaya tahakkümü ve eşcinsellere yönelik ayrımcılığı reddeden; gerontokrasi, militarizm ve bürokrasi karşıtı; demokrasiyi içselleştirmiş bir sosyalizm için mücadele eder.

PARTİNİN AMACI

İnsanlığın ve Emekçi Hareket Partisi’nin Özlemi:

Marksizmin ışığında ve işçi sınıfının önderliğinde; kapitalizmi, sınıfları, sömürüyü, yabancılaşmayı ve tüm ezen ezilen ilişkilerini yeryüzünden silip komünizme ulaşmaktır.

Emekçi Hareket Partisi’nin Yolu:

Türkiye’de, emperyalist-kapitalist tekelci burjuva hakimiyetini, üretim araçlarının özel mülkiyetini, mevcut üretim ve bölüşüm ilişkilerini; emekçilerin, kendi özgücünden başka güçlere bel bağlamadan, burjuvazi ve burjuva devletten bağımsız örgütlü mücadelesiyle aşarak; sosyalist devrimle emekçilerin iktidarını kurmanın engebeli, dolambaçlı, sarp ve devrimci yoludur.

PARTİNİN NİTELİĞİ VE İLKELERİ

  1. Parti, bir mücadele örgütü olarak gücünü ve inisiyatifini emekçilerden ve toplumsal meşruiyetten alır; siyaseti bu güçlerin yaşamın her alanında söz ve karar sahibi olması olarak algılar; faaliyetlerini çalışma ve yerleşim birimlerini temel alarak sürdürür.
  2. Parti, tüzel kişiliğini belirleyen program ve tüzüğünde tarif edilmiş çerçevede bütün parti üyelerini birleştiren ve faaliyete yönlendiren tek bağlayıcı kolektif iradedir.
  3. Partide eylem birliği esastır. Kararlar konsensüs aranarak alınır ve uygulanır. Konsensüs sağlanamadığı durumlarda oylama yapılır ve salt çoğunlukla karar alınır.
  4. Kadınlara başta parti organları olmak üzere parti yaşamının her alan ve düzeyinde lehte ayrımcılık uygulanır. Lehte ayrımcılık herhangi bir organ ya da kişinin niyet ya da inisiyatifine bırakılmaz. Onu parti içinde sistematik olarak gerçekleştirecek etkili yöntemler geliştirilir ve güvenceye alınır. Partide her türlü organ seçimlerinde kadın üyelerin seçimi için, aday olmaları halinde organ tam sayısının en az %30’u oranında lehte ayrımcılık uygulanır. Lehte ayrımcılık, parti üyeleri arasındaki çoğulculuk ve demokrasi ilkelerine aykırı olamaz.
  5. Partide üye hukuku esastır. Üyeler arasında eşit ve demokratik ilişki kurulur.
  6. Partide tüm faaliyetler açıklık içinde yürütülür. Tüm parti üye ve örgütlerinin parti çalışmaları hakkında zamanında, sürekli ve yeterli bir biçimde bilgiye engelsiz ulaşabilme, çalışmaları denetleyebilme hakları vardır. Partinin her kademesinde ilgili organlara başvurmak, parti yayınlarından yararlanmak her üyenin hakkıdır. Partinin, tüm çalışmaları ve mali durumu üyelerin denetimine açıktır. İlgili parti organları bunları düzenlemekle yükümlüdür.
  7. Partide tüm üyelerin söz ve karar sahibi olacakları, üyelerin irade ve inisiyatiflerini doğrudan veya temsilcileri vasıtasıyla yansıtmalarına elverişli demokratik bir model oluşturulur. Tüm yönetici organlara seçimle göreve gelinir. Seçenler seçtiklerini her zaman denetleme ve geri çağırma hakkına sahiptir. Geri çağırmada seçen organ esas alınır.
  8. Partide organlı faaliyet ve kolektif çalışma tarzı temel alınır. Parti organ ve kurullarında kişisel sorumluluk ve kolektif yönetim esastır. Başkanlık ve aynı yönetici organlarda üst üste iki dönemden fazla yer alınamaz. Ancak bir dönem ara verildikten sonra başkanlık veya aynı yönetici organa aday olunabilir.
  9. Partide uygulanacak seçim yöntemi PM tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
  10. Parti merkezi, il ve ilçe örgütleri gerektiğinde parti içine veya kamuoyuna yönelik yayın çıkarabilirler. Yayınlar partinin amaçlarına ve ilkelerine aykırı olamaz.
  11. Partide, tüzükte tarif edilmiş ve yaptırımları belirlenmiş (taciz, tecavüz, parti mallarını çalmak, vb.) suçlar ve onur kırıcı davranışlar dışındaki siyasi tutumlar disiplin soruşturmasının konusu olamaz.
  12. Parti, çoğulculuk ilkesini bütün işleyişinde uygular. Parti üyeleri görüşlerini birey olarak veya parti içi platform teşkil ederek sözlü ve yazılı ifade edebilirler. Seçim yöntemi çoğulculuk ilkesine uygun olacak biçimde belirlenir.

ÜYELİK

Partinin programını, tüzüğünü, parti görevlerini düzenli olarak yerine getirmeyi ve aidatını her ay düzenli ödemeyi kabul eden herkes EHP’ye üye olabilir.

ÜYELİK YÖNTEMİ

Partiye üyelik başvurusu kişinin oturduğu veya çalıştığı ilçenin parti örgütüne yapılır. Üyelik başvurusu, başvuranın kimlik belgesine göre 3 nüsha olarak doldurularak üyelik formunu imzalaması ile gerçekleştirilir. Başvurana alındı belgesi verilir. Başvuranın bulunduğu yerde İlçe Örgütü kurulmamışsa, üyelik başvurusu İl Örgütüne, İl Örgütü de kurulmamışsa Genel Merkeze yapılır.

Üyelik başvuruları 30 gün içinde olumlu ya da olumsuz karara bağlanır. Bu süre içinde karar alınmadığı takdirde başvuru kabul edilmiş sayılır.

Üyeliğe ilişkin ret kararları bir yazı ile başvuran kişiye bildirilir. Üyelik başvurusu ilçe yönetim kurullarınca reddedilenler, 15 gün içinde İl Yönetim Kurulu’na, İl Örgütü kurulmamış yerlerde Parti Meclisi’ne itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilen karara karşı 15 gün içinde İl Yönetim Kurulu kararları için Parti Meclisi’ne başvurulabilir. Parti Meclisi’nin kararı kesindir.

Üyeliğe kabul edilen kişinin, üye kayıt formunun bir nüshası İl Örgütüne, diğer nüshası da Genel Merkez’e gönderilir.

Parti üyeleri, partinin birden fazla örgüt birimine kaydolamaz, aksi halde son kayıt tarihinden önce yapılmış olan üyelik kaydı geçersiz sayılır.

Partiden ayrılmış veya diğer partilerde görevli iken istifa edip partiye katılmak isteyen kişiler Parti Meclisi kararı ile üye yazılabilirler.

Üyelik işlerinin ve kayıtlarının düzenlenmesi için Parti Meclisi tarafından bir yönetmelik çıkarılır.

Cezaevlerinden yapılacak başvurular, başvuru sahibinin yakın bağlarının devam ettiği İlçe veya İl Örgütü’ne, yoksa doğrudan Genel Merkez’e yapılır. Yurtdışından yapılacak başvurular ise varsa o ülkedeki Parti Temsilciliği’ne, yoksa Genel Merkez’e yapılır.

FAHRİ ÜYELİK

Parti, özel katkısı olabilecek ve isteyen partisiz kişilerin de çalışmalara katkısının alınmasını sağlar. Parti örgütleri bu amaçla, isteyen partisiz kişiler arasından fahri üyeler kayıt edebilir. Fahri üyelerden tüm parti örgüt, organ ve kademelerinde etkin bir biçimde yararlanılabilmesi için Parti Meclisi gerekli yönetmelikleri çıkarır.

PARTİ ORGANLARI

  1. Merkez Organları:
    1. Büyük Kongre
    2. Genel Başkan
    3. Başkanlık Kurulu
    4. Merkez Yürütme Kurulu
    5. Parti Meclisi
    6. Merkez Disiplin Kurulu

  1. Merkez Danışma Organları:
    1. Parti Danışma Meclisi
    2. Parti Danışma Konferansı

  1. Yerel Organlar:
    1. İl Kongresi, İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu, İl Disiplin Kurulu
    2. İlçe Kongresi, İlçe Başkanı, İlçe Yönetim Kurulu, Belde Örgütü

  1. Yerel Danışma Organları:
    1. İl ve İlçe Danışma Meclisi
    2. İl ve İlçe Danışma Konferansı
    3. İl ve İlçe Parti Örgüt Toplantısı
    4. İl ve İlçe Üyeleri ile Partisiz Yurttaşlar Toplantısı
    5. Yerleşim ve Çalışma Birimleri

  1. Meclis Grupları:
    1. TBMM Parti Grubu
    2. İl Genel Meclisi Parti Grubu
    3. Belediye Meclisi Parti Grubu

  1. Parti Kadın Örgütü
  2. Parti Gençlik Örgütü
  3. Tüzük ve yönetmeliklere göre kurulmuş diğer parti komisyon, büro, danışma ve çalışma gruplarından oluşur.

BÜYÜK KONGRE

Büyük Kongre, partinin en yüksek organıdır. Seçilmiş ve doğal delegelerden oluşur.

  1. Seçilmiş Delegeler:

İki Büyük Kongre arasında yapılmış son il kongrelerince seçilir. Seçilecek delege sayısı o ilde seçilecek milletvekili sayısının en fazla iki katı kadardır.

İl sınırları içerisindeki toplam parti üyelerinin sayısı 600'den fazla değilse İl Kongresi, tüm İl Örgütü Üyeleri’nin katılımı ile toplanarak Büyük Kongre Delegeleri’ni seçer.

İlçe Örgütü bulunup, henüz İl Örgütü açılmamış illerde, ilçeler İl Delegeleri’ni oluşturur. Büyük Kongre Delegeleri bu İl Delegeleri tarafından seçilir.

  1. Doğal Delegeler:

Genel Başkan, Parti Meclisi, Merkez Disiplin Kurulu üyeleri, partili bakan, milletvekilleri ve kurucular, doğal delegeleri oluştururlar. Kurucu Doğal Delege’lerin sayısı seçilmiş delege sayısının yüzde birinden fazla olamaz. Fazla olması halinde her büyük kongrede bir sonraki büyük kongre için, divan tarafından yapılacak ad çekme ile kurucu doğal delegeler saptanır. Büyük Kongre’nin Doğal Delege’leri ayrıca İl Kongreleri’nde delege seçilemezler.

  1. Toplanması:

Büyük Kongre olağan olarak iki yılda bir toplanır, ancak PM veya büyük kongre kararı ile bu süre bir yılı geçmemek kaydıyla uzatılabilir. Toplantının yer, gün ve gündemi PM tarafından kararlaştırılıp en az bir ay önce örgüte bildirilir. PM'nin çalışma raporu, PM veya Genel Başkan tarafından hazırlanmış karar tasarıları delegelere Büyük Kongre’den 1 ay önce gönderilir. Kurulacak komisyonlarda görev almak isteyenlerin adlarının bildirilmesi istenir.

Büyük Kongrenin toplantı yeter sayısı Büyük Kongre Delegelerinin salt çoğunluğudur. İlk toplantıda çoğunluk sağlanmaz ise, büyük kongre nisapsız olarak çağrılan gündemle, belirtilen yerde ertesi gün toplanır. Büyük Kongre için gazete ilanı verilmez.

  1. Olağanüstü Toplanma:

Genel Başkan ve Parti Meclisi’nin gerekli görmesi ya da Büyük Kongre Delegeleri’nin en az 1/5'nin imzası ile toplantıya çağrılabilir.

Olağanüstü Büyük Kongre çağrılı olduğu gündem ile bağlıdır. Olağanüstü Büyük Kongre, talebin usulüne uygun biçimde ilgili yönetim birimine ulaştırılmasından başlayarak en geç 45 gün içerisinde yapılır.

Kongrenin yeri, gündemi ve varsa diğer kongre belgeleri en az 15 gün önceden delegelere gönderilir.

  1. Görüşmeler:

Büyük kongrede gündem konuları sıra ile ele alınır. Söz isteyenlere sıra ile söz verilir. Konu ile ilgili söz süreleri görüşmeye başlamadan önce saptanır. Çalışma raporu üzerinde 5, öteki konularda 3 delege konuşmadan yeterlilik önergesi oylanamaz. Karar yeter sayısı hazır bulunan delegelerin salt çoğunluğudur. Gündeme kongre delegelerinin 1/10’unun yazılı istemi ile gündem maddesi eklenebilir.

Parti Programı ve Tüzüğü’nde değişiklik ile parti politikaları konusundaki önerge ve karar tasarıları delegelerin 1/20'sinin imzası ile verilir. Bu önergelerin üzerinde doğrudan görüşme açılır. 1/50 oranında delege tarafından verilen önergeler doğrudan görüşmeye açılmaz. Üzerinde tartışma yapılarak, görüşmeye açılmasına oylama ile karar verilir. Usule ilişkin önergeler 1/50 imza ile verilebilir. Bu konuda lehte, üzerinde ve aleyhte birer söz verilir ve oylanır. Ancak bu hüküm usule ilişkin sözlü ve oya sunulmayacak taleplerin divan tarafından değerlendirilmesini engellemez.

  1. Görev ve Yetkileri:

Büyük Kongrenin görev ve yetkileri şunlardır:

    1. Gündemindeki maddeleri görüşüp karara bağlamak,
    2. PM'nin yurt ve dünya olaylarını, parti çalışmalarını değerlendiren raporunu tartışmak, gelecek dönem için önerileri karara bağlamak,
    3. Hesapları incelemek, Parti Meclisi’nin aklanması, kesin hesap, bilanço ve bütçe tasarısının onaylanması konusunda karar vermek,
    4. Tüzük ve Program doğrultusunda, yurt ve dünya olaylarını, parti sorunlarını incelemek, değerlendirmek, gerekirse kararlar almak,
    5. Genel Başkan, Parti Meclisi, merkez disiplin kurulu asil ve yedek üyelerini seçmek,
    6. Partinin amacı doğrultusunda gerektiğinde Tüzük ve Program’ında değişiklik yapmak,
    7. Partinin kapanmasına ya da bir başka parti ile birleşmesine, böyle durumlarda malların tasfiye ve intikal biçimlerine karar vermek,
    8. PM’ye taşınır ve taşınmaz mal alım ve satımı için yetki vermek,
    9. PM’ye uluslararası örgütlere katılma yetkisi vermek,
    10. Yasaların verdiği diğer yetkileri kullanmak.

Partinin Tüzük ve Programı’nda değişiklik yapılmasına ya da parti politikasını ilgilendiren konularda karar alınmasına ilişkin önerileri karara bağlamak için bunların Genel Başkan, PM veya büyük kongre üyelerinin 1/20'si tarafından yazılı olarak önerilmesi gerekir.

Büyük Kongreyi Genel Başkan veya Başkanlık Kurulu’ndan görevlendireceği biri, bu organların boşalması durumunda ise PM’den bir üye açar. Büyük Kongre Divanı bir başkan, iki başkan yardımcısı ve gereği kadar yazmandan oluşur. Büyük Kongre Divanı açık oy ile seçilir.

Büyük Kongre Divanı, kongre çalışmalarını genel hukuk kuralları, siyasi partiler yasası, parti tüzüğü ve parti içi demokrasi ilkelerine uygun yürütülmesi ile yükümlüdür. Divan, büyük kongre çalışmalarının yürütülmesinde yasa, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla takdir yetkisini kullanabilir, çalışmalara ara verebilir, toplantı mekanının düzeni ile ilgili karar alabilir.

Büyük kongre, disiplin kurullarınca verilen cezaları affetme yetkisine sahiptir.

GENEL BAŞKAN

  1. Seçimi:

Büyük Kongre’de gizli oy ve delege tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk iki oylamada sonuç alınmaz ise ilk iki oylamada en çok oyu alan iki adayın kaldığı üçüncü bir oylama yapılır. Bu oylamada en çok oyu alan aday seçilir. Genel Başkanlık’ın boşalması durumunda PM’nın Büyük Kongre tarafından seçilmiş üyeleri arasından belirlenen bir kişi Genel Başkanlık’a vekalet eder. 45 gün içerisinde seçim için Büyük Kongreyi olağanüstü toplantıya çağırır.

  1. Görev ve Yetkileri:

Partiyi temsil eder.

Tüzük, Program, Büyük Kongre ve PM kararları ile danışma konferansı ve danışma meclisi tavsiye kararları ışığında parti çalışmalarını yürütür. Yetkili kurullarca verilen kararların uygulanmasını sağlar. PM, MYK ve TBMM grubu toplantılarına başkanlık eder. Gerektiğinde gündemi kendisi belirleyerek bunları toplantıya çağırır.

TBMM Parti Grup Başkanı ve yöneticilerini, PM ve MYK ile birlikte ya da ayrı olarak toplantıya çağırır.

BAŞKANLIK KURULU

  1. Seçimi ve Oluşumu:

Genel Başkan’la birlikte koordinasyon, örgütlenme, propaganda ve saymanlık görevlerinden sorumlu dört Genel Başkan Yardımcısı’ndan oluşur. PM Genel Başkan Yardımcılarının sayısını görev tanımı yaparak artırabilir. Başkan Yardımcıları MYK üyeleri arasından MYK tarafından salt çoğunlukla seçilir.

  1. Görevleri:

Genel Başkan’ın yasal ve tüzükten aldığı tüm yetkileri kullanması ve görevlerini yerine getirmesinde onunla birlikte çalışırlar.

Başkanlık Kurulu üyeleri görevlerini yürütürken koordinasyonu sağlamak amacıyla MYK’nın belirlediği süreler içinde kendi aralarında toplanırlar. Başkanlık Kurulu olarak parti örgütü ile ilişkileri sürdürürler. Parti adına dava açma ve davada husumet yetkisi Başkanlık Kurulu’na aittir. Diğer görevleri, yetki ve sorumlulukları PM tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Koordinasyondan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, partinin merkezi organlarıyla İl ve İlçe Örgütleri arasında irtibatı sağlar. Başkanlık Kurulu’nun günlük çalışmasında uyum ve koordinasyonu sağlar. Partinin merkezi organlarının yayınladığı genelgeleri, aldığı kararları İl ve İlçe Örgütleri’ne iletir. İl ve İlçe Örgütleri’nin Program, Tüzük, kongre kararları ve merkezi politikalar doğrultusunda çalışmasını denetler. MYK toplantılarının gündemini hazırlar. MYK üyelerini toplantı yer, gün ve gündemini belirterek toplantıya çağırır.

Genel Başkan Yardımcıları, Genel Başkan’ın görevlendirmesiyle parti adına açıklamalarda bulunur, görüşmeler yapar ve genel başkanın bulunmadığı yerlerde partiyi temsil eder. Genel Başkan Yardımcıları, gerekli görüldüğü hallerde PM tarafından görevden alınabilir. PM görevden aldığı Genel Başkan yardımcısının yerine yenisini seçer.

Partinin, yurt çapında örgütünün genişlemesi ve örgütlülüğün pekişmesi için çalışmalar yapar. Parti Gençlik ve Kadın Örgütlerinin çalışmalarını koordine eder.

Sayman, Parti gelir ve giderlerini planlamak, gelir kaynaklarını geliştirmek ve harcamaları dikkatli bir şekilde yapmakla görevlidir. Sayman gelir gider defterinin, demirbaş kayıtlarının ve kesin hesapların düzenli tutulmasını sağlar.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

  1. Seçimi ve Oluşumu:

MYK, PM üyeleri arasından seçilir. MYK, Genel Başkan dahil 15 kişiden oluşur. Genel Başkan, MYK’nın üyesi ve başkanıdır. PM, MYK çalışmalarına yardımcı olmak üzere PM üyeleri arasından sayıları 5’i geçmemek üzere fahri danışman görevlendirir.

  1. Görev ve Yetkileri:

İki PM toplantısı arasında, PM adına tüm politik çalışmaları düzenler ve yürütür. PM tarafından seçilmesinden en geç 15 gün sonra toplanır.

  1. Görevleri ve Sayıları:

11. Madde’de belirtilen Başkan Yardımcılarını seçer. Olağan olarak iki haftada bir toplanır. Olağanüstü toplantılar, Genel Başkan’ın ya da en az iki MYK Üyesinin istemi ile yapılır. MYK’nın gündemi Genel Başkan’ın bilgi ve onayı alınarak Başkanlık Kurulu tarafından hazırlanır. En az iki kurul üyesinin istemi ile gündeme yeni maddeler görüşmesiz olarak eklenir. Genel Merkez’de görevlendirilecek kadroları atar. MYK üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Alınan kararların daha geniş konsensüs amacıyla gözden geçirilmesi için üye tam sayısının 1/5’inin başvurusu yeterlidir.

PARTİ MECLİSİ

  1. Seçimi ve Oluşumu:

Parti Meclisi, Genel Başkan dahil 31 kişiden oluşur. 5 Yedek Üye seçilir. Yedek Üyeler ayrıca seçilmezler. Sıralamada asıl listeye giremeyenler aldıkları oya göre Yedek Üye olarak belirlenir. PM'nin çalışmalarına katkıda bulunmak üzere sayıları 10'u geçmemek üzere Parti Danışma Konferansı tarafından Fahri Danışman belirlenir.

En az 2 ayda bir toplanan PM'nin başkanı Genel Başkan’dır. İlk toplantısını büyük kongrenin bitiminden sonra en geç 15 gün içinde yapar. Gündem, 3 gün önce, eğer görüşülecek yazılar varsa, yazılarla birlikte üyelere ulaştırılır.

Toplantıyı Genel Başkan veya Başkanlık Kurulu üyelerinden biri yönetir. PM’de boşalma olursa, ilgili yönetmelikteki esaslara uygun olarak Yedek Üye’ler göreve çağrılır. Olağan toplantılara 1 yıl içinde 3 kez geçerli bir neden olmaksızın katılmayanların üyeliği kendiliğinden sona erer. PM bunu karar altına alır.

  1. Görev ve Yetkileri:
    1. Büyük Kongre’den sonra en yetkili organdır.
    2. İki Büyük Kongre arasında partiyi yönetir.
    3. Parti Program ve Tüzüğü’ne, kongre kararlarına uygun olarak, tüm konularda tam yetki ile kararlar alır, partinin ilke ve politikalarını belirler ve uygular.
    4. Parti işlerini düzenleyen yönetmelikler yapar.
    5. Genel Merkez’de görevlendirilecek kadrolu elemanların sayısını ve görevlerini saptar.
    6. Büyük Kongre’yi toplantıya çağırır, gündemi hazırlar.
    7. Büyük Kongre’ye yurt ve dünya olayları ve parti çalışmaları hakkında rapor, kesin hesap, bilanço ve bütçe tasarısı sunar.
    8. Büyük Kongre’nin toplanmadığı durumlarda, partinin hukuki varlığına son verilmesi, Tüzük ve Programın değiştirilmesi dışında bütün konularda karar alabilir.
    9. Olağanüstü toplantılarını, Genel Başkan’ın, Başkanlık kurulunun ya da PM üyelerinden 1/5'inin yazılı istemi ile yapar.
    10. Kurulun gündem önerisi MYK tarafından hazırlanır. En az 1/10 kurul üyesinin istemi ile gündeme yeni maddeler tartışmasız olarak eklenir.
    11. Seçimlere katılıp katılmama ve parti adaylarının belirlenmesi konusunda SPY'nin 37. Maddesi’ndeki gerekleri yerine getirir.
    12. Partide ihtiyaç duyulan konularda partili ve partisiz kişilerin katıldığı danışma kurullarını oluşturur.
    13. Yurtdışındaki yurttaşlarımızla ilgili üyelik işlemlerini sağlar.
    14. İhtiyaç duyduğu danışma kurulları, çalışma grupları, uzmanlık organları veya komisyonlar kurar. Ayrıca il ve ilçe düzeyinde kurulacak danışma kurulları, çalışma grupları ve uzmanlık organları veya komisyonlara ilişkin yönetmelikler yapar.
    15. Hükümet kurmaya, tüm üyelerin görüşünü alarak hükümete katılmaya, hükümetten çekilmeye karar verir. Bu kararların alınmasında partinin TBMM'de bulunan üyeleri de toplantıya katılır.
    16. Taşınır ve taşınmaz mal alım ve satımına karar verir.

r) Uluslararası örgütlere üye olma ve ayrılma kararını verir. PM kararları üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Alınan kararların daha geniş bir mutabakat amacı ile gözden geçirilmesi için üye tam sayısının 1/5’inin başvurusu yeterlidir.

PARTİ DANIŞMA MECLİSİ

Genel Başkan, Parti Meclisi üyeleri, Merkez Disiplin Kurulu Üyeleri, Partili Milletvekilleri ve Bakanlar, İl Başkanı ve İl Yönetim Kurulu Üyeleri, İl Disiplin Kurulu Üyeleri, İlçe Başkanı ve İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, Belde Örgütü Yöneticileri, Parti Temsilcileri, Partili Belediye Başkanları, İllerin Büyük Kongre Delegeleri ve Parti Danışma Konferansı Delegeleri, toplumsal ve meslek örgütlerinde yönetici ve temsilci olan partililerden oluşur.

Parti Danışma Meclisi, parti politikaları ile ilgili her konuda MYK ve PM’ye öneri niteliğinde kararlar alabilir.

Parti Danışma Meclisi, ihtiyaç duyulduğunda PM’nin kararıyla toplanır. Çalışma esasları PM tarafından çıkarılacak bir yönetmelik ile belirlenir.

İL KONGRESİ

İl Kongresi, seçilmiş ve doğal delegelerden oluşur.

  1. Seçilmiş Delegeler

İlçe Kongreleri’nce seçilir. İlçe Kongreleri’nce seçilen en çok 600 delegeden veya il sınırları içinde toplam parti üye sayısı 600'den çok değilse, ildeki tüm parti üyelerinin katılımıyla oluşur. Kongrenin toplam delege sayısı 600'ü aşarsa, ilçelerin toplam üye sayısının 600 sayısına bölünmesiyle çıkacak sayının ilçe sayısına bölümünden çıkacak sayı İlçe Delegeliği’ni oluşturur. Hesaplamada tam sayıdan küçük sayılar tam sayıya tamamlanır.

  1. Doğal Delegeler

İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu ve Disiplin Kurulu Üyeleri ile ilin Partili Milletvekilleri yasa hükümleri çerçevesinde Doğal Delegedirler.

İl Kongresi 2 yılda bir yapılır. Ancak PM veya Büyük Kongre kararı ile İl Kongreleri bir yılı aşmamak üzere uzatılabilir.

Olağan kongreler İl Yönetim Kurulu’nca belirlenen yer, gün ve gündemle toplanır. İl Yönetim Kurulu’nun çalışma raporu, gündem ve toplantı yeri, delegelere İl Kongresi’nden 1 ay önce gönderilir. Toplantı yeter sayısı delegelerin salt çoğunluğudur. İlk toplantıda çoğunluk sağlanmazsa ikinci toplantı çoğunluksuz olarak bir gün sonra belirtilen yer ve saatte toplanır.

Olağanüstü toplantılar İl Yönetim Kurulu kararı veya delegelerin 1/5'inin çağrısı ile toplanır. Olağanüstü toplantı çağrıldığı gündemle sınırlıdır.

İl Kongreleri’nin gazete ilanı gerekmez. Gündeme kongre delegelerinin 1/10'unun yazılı istemi ile gündem maddesi eklenebilir.

Kongre delegelerinin 1/20'si belirli bir konunun gündeme eklenmesini isteyebilir. Öneri lehte veya aleyhte yapılacak birer konuşmadan sonra oylanır. Gündeme alınması kararlaştırılan konu ilgili bölümde görüşülür.

İl Kongresi Divanı bir başkan, iki başkan yardımcısı ve gereği kadar yazmandan oluşur. İl Kongre Divanı açık oy ile seçilir. Kongre Divanı kongre çalışmalarının genel hukuk kuralları, Siyasi Partiler Yasası, Parti Tüzüğü ve parti içi demokrasi ilkelerine uygun yürütülmesi ile yükümlüdür.

Divan, Büyük Kongre çalışmalarının yürütülmesinde yasa, Tüzük ve Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla takdir yetkisini kullanabilir, çalışmalarına ara verebilir, toplantı yeri ve düzeni ile ilgili karar alabilir.

İl Kongresi;

  1. Yurt, dünya ve il çevresinin sorunlarını Tüzük, Program, Büyük Kongre, PM, Parti İl ve İlçe Konferans ve İlçe Danışma Meclisleri kararları ışığında tartışıp değerlendirerek politika oluşturmak,
  2. İl çapında yerel politikalar oluşturmak ve yürürlüğe koymak,
  3. Büyük Kongreye katılacak delegeleri, İl Başkanını, İl Yönetim Kurulu, İl Disiplin Kurulu Üyelerini ve Yedeklerini seçmek,
  4. İl Yönetim Kurulunun çalışma raporu, mali raporu ve kesin hesap konusunda karar vermek ve aklamak,
  5. Tahmini bütçeyi onaylamak amaçlarıyla yapılır.

İL BAŞKANI VE İL YÖNETİM KURULU

  1. İl Başkanı:

İl Kongresi tarafından gizli oyla, kongrede hazır bulunan delege tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk oylamada sonuç alınmazsa, ilk oylamada en çok oyu alan iki adayın katılacağı ikinci oylama sonucunda en çok oyu alan seçilir.

  1. İl Yönetim Kurulu:

İl Yönetim Kurulu, İl Kongresi tarafından seçilir.

İl yönetim kurulu başkan dahil 7 üyeden oluşur. 2 de yedek üye seçilir. Yedek üyeler ayrıca seçilmezler. Asil listeye giremeyen adaylar oy sırasıyla yedek olur. İstifa ya da bir başka nedenle boşalan yönetim kuruluna oy sırasıyla yedek çağrılır. İl üyeleri arasında il yönetim kurulu çalışmalarına yardımcı olmak üzere sayıları 2'yi geçmemek üzere il konferansı tarafından fahri danışmanlar tespit edilir.

İl Başkanlığının boşalması halinde il yönetim kurulu kendi arasından bir geçici başkan seçer ve 45 gün içinde olağanüstü kongreye gider.

İl Yönetim Kurulu ilk toplantısında üyeleri arasından sekreter ve sayman seçip görev bölüşümü yapar, olağan olarak haftada bir toplanır. Toplantı gündemini başkan ve sekreter hazırlar. Hazır bulunan üyelerin en az 1/5’inin istemiyle gündeme yeni maddeler tartışmasız eklenir.

İl Yönetim Kurulu kararları üye sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Kararlar üye tam sayısının 1/5'inin talebi ile yeniden müzakere edilebilir. Olağanüstü toplantılar il başkanı veya 1/5 üyenin talebi ile yapılır.

İl Yönetim Kurulu, ildeki parti çalışmalarını Tüzük, Program, Büyük Kongre, PM, Parti İl ve İlçe Konferans kararları ışığında değerlendirir, tam yetki ve inisiyatifle karar alıp yürütür. Bu bağlamda gerekli gördüğü yerel politikaları oluşturup uygulamaya koyar. Kongrelerin gündemini, çalışma raporu ve bütçesini hazırlar.

Toplumsal alanlara ilişkin parti çalışmalarının yürütülmesi ve politikaların oluşturulmasının araçları olarak komite/komisyon/çalışma grupları kurar.

Partinin günlük etkinliklerini gerçekleştirmek, düşünce ve politika üretmek amacıyla uzmanlık komisyonları kurar.

Gereksinim duyulan konularda parti üyesi olan veya olmayan kişilerin katıldığı danışma kurulları oluşturur.

İL DANIŞMA MECLİSİ

İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu, İl Disiplin Kurulu, İlçe Başkanları, İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, Belde Örgütü Yöneticileri, İl Kongresi ve İl Danışma Konferansı Delegeleri, İl Milletvekilleri, İl Parti Meclisi Üyeleri, İl Büyük Kongresi ve Parti Danışma Konferansı Delegeleri, Partili Belediye Başkanları, Büyükşehir Belediye Meclis Üyeleri ve İl Genel Meclis Üyeleri, toplumsal ve mesleki kurumlarda yönetici ve temsilcilik yapan parti üyeleri, parti örgütleri tarafından tespit edilip çağrılacak partisiz yurttaşların katılımıyla ve İl Yönetim Kurulu kararıyla ihtiyaç duyulduğunda toplanır. İl Danışma Meclisi, İl Yönetim Kurulu’na tavsiye niteliğinde kararlar alır ve ilin çeşitli sorunları üzerine görüş ve öneriler oluşturur.

İL ÜYELERİ VE PARTİSİZ YURTTAŞLAR KONFERANSLARI

İl Yönetim Kurulu, tartışacağı ve karar alacağı konularda gerekli gördüğü uzman, bilim insanı, gazeteci, yazar, vb. kişilerin de bilgisine başvurulmak üzere çağrılı olduğu, tüm parti üyeleri ile isteyen partisiz yurttaşların da tartışmacı ve izleyici olarak katılacağı, İl Üye ve Partisiz Yurttaşlar Konferansları toplayabilir. Bu konferansların görüş alışverişi, tartışma ve kararları İl Yönetim Kurulu için tavsiye niteliğindedir. Konferanslar için gerekli yönetmelik PM tarafından çıkarılır.

PARTİ İL ÖRGÜTÜ TOPLANTISI

İl Yönetim Kurulu ve İlçe Yönetim Kurulu üyelerinin ve parti meclisinin ildeki üyelerinin katılımı ile en az üç ayda bir toplanır. İl ve İlçe Örgütlerinin çalışmalarını değerlendirir ve İl Kongresi, İl Danışma Meclisi ve Danışma Konferansı kararları ışığında yerel politika önerilerini oluşturur.

İLÇE KONGRESİ

İlçe Kongresi o ilçeye bağlı bütün üyelerden oluşur. Eğer ilçe üyelerinin toplam sayısı 400'ü aşıyorsa Siyasi Partiler Yasası’nın öngördüğü yöntemler çerçevesinde çıkarılacak yönetmelikle, delege sayısı 400'ü aşamayacak biçimde seçilen İlçe Delegelerinden oluşur.

İlçe Başkanı, İlçe Yönetim Kurulu üyeleri ilçe kongresinin doğal delegesidir. İlçe Kongresi olağan olarak iki yılda bir toplanır. PM ve büyük kongre kararı ile bu süre 1 yılı geçmemek üzere uzatılabilir. İlçe Yönetim Kurulu’nun saptayacağı yer, gün ve gündemle toplanır. İlçe Kongreleri kendi sınırları içinde il kongresinin görev ve yetkilerine sahiptir. İlçe Yönetim Kurulu’nun çalışma raporu, gündem ve toplantı yeri delegelere ilçe kongresinden 15 gün önce gönderilir. Olağanüstü toplantılar İlçe Yönetim Kurulu kararı veya delegelerin en az 1/5’inin yazılı istemiyle olur. Olağanüstü kongre çağrıldığı gündemle sınırlıdır. İlçe Kongresi Divanı bir başkan, iki başkan yardımcısı ve gereği kadar yazmandan oluşur. Kongre Divanı açık oy ile seçilir. Kongre Divanı kongre çalışmalarının genel hukuk kuralları, Siyasi Partiler Yasası, Parti Tüzüğü ve parti içi demokrasi ilkelerine uygun yürütülmesi ile yükümlüdür. Divan İlçe Kongre çalışmalarının yürütülmesinde yasa, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla takdir yetkisini kullanabilir, çalışmalara ara verebilir, toplantı yeri ve düzeni ile ilgili karar alabilir. Kongrede yeni İlçe Başkanı, İlçe Yönetim Kurulu ve İl Kongresi’ne gidecek delegeler seçilir. İlçe Kongresi, nisaplı olarak üyelere duyurulan ve İlçe Seçim Kurulu’na bildirilen yer, gün ve gündem ile toplanır. Nisap sağlanmaz ise ertesi gün belirtilen yer, saat ve gündemle nisapsız olarak toplanır. İlçe Kongreleri için gazete ilanı gerekmez.

İLÇE BAŞKANI VE İLÇE YÖNETİM KURULU

  1. İlçe Başkanı, İlçe Kongresi’nde gizli oy ve kongrede hazır bulunan delege sayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk oylamada sonuç alınmaz ise ilk oylamada en çok oyu alan iki adayın katılacağı ikinci oylamada en çok oyu alan seçilir. İlçe yönetim kurulu ilçe kongresi tarafından seçilir.
  2. İlçe Yönetim Kurulu sayısı, İlçe Başkanı dahil 5 kişiden oluşur. 2 de yedek üye seçilir. Yedek üyelerin seçimi ayrıca yapılmaz. Oy sıralamasına göre yedekler belirlenir. İlçe Yönetim Kurulu’na yardımcı olmak üzere en fazla 2 fahri danışman, İlçe Konferansı tarafından tespit edilir. İlçe Yönetim Kurulu’nun görev bölüşümü, toplantı gündemi ve görevleri gibi konular İl Yönetim Kurulları’nda belirtilen şekilde gerçekleştirilir. İlçe Yönetim Kurulu ilçedeki parti çalışmalarını Tüzük, Program, Büyük Kongre, PM, Parti İl ve İlçe Konferansları ışığında değerlendirir, tam yetki ve inisiyatifle karar alıp yürütür. Bu bağlamda yerel politikalar oluşturup uygulamaya koyar. Toplumsal alanlara ilişkin parti çalışmalarının yürütülmesi ve politikaların oluşturulmasının araçları olarak komite/komisyon/çalışma grupları kurar. Partinin günlük etkinliklerini gerçekleştirmek, düşünce ve politika üretmek amacıyla Uzmanlık Komisyonları kurar. Gereksinim duyulan konularda parti üyesi olan veya olmayan kişilerin katıldığı Danışma Kurulları oluşturur.

İLÇE DANIŞMA ORGANLARI

  1. İlçe Danışma Meclisi:

İlçe Başkanı, İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, Belde Örgütü Yöneticileri, Partili Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi Üyeleri, ilçenin İl Kongresi ve İl Danışma Konferans Delegeleri, yerleşim ve çalışma birimi temsilcileri, toplumsal ve mesleki örgütlerde yönetici ve temsilci olan partililer ve parti örgütleri tarafından tespit edilip çağrılacak partisiz yurttaşların katılımıyla ve İlçe Yönetim Kurulu kararıyla ihtiyaç duyulduğunda toplanır. İlçe Danışma Meclisi, ilçe sorunları üzerine görüş ve öneriler oluşturur.

  1. Yerleşim ve Çalışma Organları:

Parti, Tüzüğün 4. Maddesi çerçevesinde faaliyetlerini yerleşim ve çalışma alanlarını (sokak, mahalle, köy, işyeri vb.) temel alarak sürdürür. Parti çalışmalarını bu alanlarda yürüten en küçük parti birimi komitelerdir. Bu komiteler çalışma alanlarında (işyerleri) konseyler, yerleşim alanlarında ise meclisler oluşturmak üzere faaliyet yürütür. Çalışma ve yerleşim alanlarında oluşturulacak bu danışma organlarının çalışma esasları Parti Meclisi tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

PARTİ İLÇE ÖRGÜTÜ TOPLANTISI

İlçe Yönetim Kurulu, Belde Örgütü Yöneticileri, İlçe Üyesi PM Üyeleri ve İl Yönetim Kurulu Üyeleri, Mahalle Komite Ve Meclis Temsilcileri ile, İşyeri Komite ve Konsey Temsilcilerinden oluşur. 3 ayda bir toplanır. İlçe Örgütünün çalışmalarını değerlendirir ve İlçe Kongresi, İlçe Danışma Meclisi ve İlçe Danışma Konferansı kararları ışığında yerel politika önerileri oluşturur.

İLÇE ÜYELERİ VE PARTİSİZ YURTTAŞLAR KONFERANSLARI

İlçe Yönetim Kurulu, tartışacağı ve karar alacağı konularda gerekli gördüğü uzman, bilim insanı, gazeteci, yazar vb. kişilerin de görüşüne başvurulmak üzere çağrılı olduğu, tüm parti üyeleri ile isteyen partisiz yurttaşların da tartışmacı ve izleyici olarak katılacağı İlçe Üyeleri ve Partisiz Yurttaşlar Konferansları toplayabilir. Bu konferansların görüş alışverişi, tartışma ve kararları İlçe Yönetim Kurulu için tavsiye niteliğindedir.

BELDE ÖRGÜTÜ

İlçeye bağlı belediye örgütü kurulmuş beldelerde 3 parti üyesi tarafından oluşturulur. Belde Örgütü tümüyle İlçe Yönetim Kurulunun sorumluluğu altında, ona bağlı olarak çalışır. Doğrudan ilçenin üyesidir. Kongre yapmaz, zorunlu defterleri tutmaz.

BELDE ÜYELERİ VE PARTİSİZ YURTTAŞLAR KONFERANSLARI

Belde Örgütü, tartışacağı ve karar alacağı konularda gerekli gördüğü uzman, bilim insanı, gazeteci, yazar vb. kişilerin de görüşüne başvurmak üzere çağrılı olduğu, tüm parti üyeleri ve isteyen partisiz yurttaşların da tartışmacı ve izleyici olarak katılacağı Belde Üyeleri ve Partisiz Yurttaşlar Konferansları toplayabilir. Bu konferansların görüş alışverişi, tartışma ve kararları İlçe Yönetim Kurulu için tavsiye niteliğindedir.

PARTİ TEMSİLCİLİĞİ VE LOKALLERİ

  1. Parti Temsilciliği:

Genel Merkez ya da ilgili yönetim kurulu, henüz İl, İlçe ve Belde Örgütü kurulmamış il veya ilçe merkezlerinde ve beldelerde başvuran yurttaşlara ilk elden parti hakkında bilgi vermek, Tüzük, Program ve parti yayınları ile rozet, flama vb. parti sembollerini satmak, dağıtmak, üyelik için başvuran yurttaşların giriş belgelerini kabul etmek ve böylece o yerde parti örgütünün kurulmasına olanak sağlamak amacı ile, bütünüyle ilgili yönetim kurulunun sorumluluğunda olmak üzere görevlendireceği bir parti üyesi eliyle Parti Temsilciliği oluşturabilir. O il, ilçe veya beldede parti örgütü kurulduğu anda temsilciliğin görevi sona erer. Ancak o il, ilçe veya belde örgütleri gerekli gördüğü mahalle vb. birimlerde parti temsilcilikleri açabilir.

  1. Parti Lokali:

Partinin Genel Merkez, İl ve İlçe Örgütleri ihtiyaç duymaları halinde, bulundukları bölgelerde dernekler yasasının 90. Maddesi çerçevesinde lokal açabilirler.

YÖNETMELİKLER

  1. Büyük Kongre, İl ve İlçe Kongreleri’nde yapılacak seçimler ile Danışma Konferansları’nın çalışma esasları,
  2. Siyasi Partiler Kanunu'na ve Parti Tüzüğü’ne göre parti içinde yapılacak her kademedeki seçimlerin kural ve yöntemleri,
  3. Başkanlık Kurulu’nun iş bölümü, çalışma esasları ve usulleri,
  4. İhtiyaç duyulan diğer yönetmelikler, PM tarafından hazırlanır.

PARTİ DANIŞMA KONFERANSLARI

Parti Büyük Kongresi’ne, İl ve İlçe Kongreleri’ne siyasal kararlar ve seçimlerle ilgili tavsiyelerde bulunmak üzere toplanan merkez, il ve ilçe düzeyindeki danışma organlarıdır. Parti danışma konferanslarına Üyeler ve Fahri Üyeler katılır. Parti danışma konferanslarının amacı parti politikalarının en geniş üye katılımıyla oluşturulması ve bir tavsiye seçim listesinin Büyük Kongreye, İl ve İlçe Kongreleri’ne sunulmasıdır. Parti Danışma Konferansları’na Üyelerin ve Fahri Üyelerin hangi esaslar dahilinde katılacağı ve Parti Danışma Konferansları’nın çalışma şekli 27. maddede belirtilen seçim yönetmeliğince saptanır. Parti Danışma Konferansları; Büyük Kongre, İl ve İlçe Kongreleri ile aynı zamanda toplanır.

MECLİS GRUPLARI

  1. TBMM Parti Grubu:

Partili Milletvekilleri’nce oluşturulur. Büyük Kongre kararları ve Parti Programı doğrultusunda yasama çalışması yapar. Genel Başkan meclis üyesi ise Grup Başkanı’dır. Görev ve yetkileri Grup İç Tüzüğü ile belirlenir.

  1. Belediye ve İl Genel Meclisi Grupları:

Belediye Meclisleri ve İl Genel Meclisleri’ndeki partili üyeler kendi aralarında bir grup oluştururlar. Partili Belediye Başkanı bu grubun başkanıdır. Belediye Başkanı partili değil ise İl Başkanı, yokluğunda İlçe Başkanı grubun doğal başkanıdır. Meclis Grupları kendi içlerinde Başkan Vekili ve Sözcülerini seçer. İl ve İlçe Başkanları parti gruplarını bütçe, yıllık program ve faaliyet raporları görüşmeleri öncesi olmak üzere, bir yıl içinde en az üç kez toplantıya çağırırlar ve toplantıyı yönetirler.

PARTİ KADIN ÖRGÜTÜ

Emekçi Hareket Partisi, kadın kurtuluş mücadelesinde bütün farklı yaklaşımları kadın hareketinin zenginliği olarak görür. Kadın hareketinde faaliyet yürütmek amacıyla kadın örgütü kurar. Bu örgütün adı, Emekçi Hareket Partili Kadınlar’dır.

EHP’li kadınlar il ve ilçelerde Kadın Komisyonları kurar. İlçe ve illerden seçilen temsilciler Türkiye Kadın Koordinasyonu’nu oluşturur.

Kadın Örgütü’nün işleyiş yönetmeliği bizzat o örgüt tarafından hazırlanır, PM tarafından onaylanarak yürürlüğe girer.

PARTİ GENÇLİK ÖRGÜTÜ

Emekçi Hareket Partisi, gençlik sorunları konusunda çalışma yapmak ve gençlerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla Gençlik örgütü kurar. Bu örgütün adı Emekçi Hareket Partisi Gençliği’dir.

Gençlik örgütü kurulmasına partinin merkez karar ve yönetim organı olan PM karar verir.

Gençlik örgütü’nün işleyiş yönetmeliği bizzat o örgüt tarafından hazırlanır, PM tarafından onaylanarak yürürlüğe girer.

SEÇİMLERE İLİŞKİN ORTAK HÜKÜMLER

  1. Partinin merkez, il ve ilçe organları seçimi ile, İl Büyük Kongresi ve Büyük Kongre Delegeleri’nin seçimleri SPY doğrultusunda gizli oy, açık ve aralıksız sayım ilkelerine göre yapılır.
  2. Seçimler, SPY'nin 21. Maddesi gereğince örgüt binasına asılan ve üyelere duyurulan kesinleşmiş delege listeleri esas alınarak yapılır. Bu listelerde adı olmayanlar oy kullanamazlar.
  3. Büyük Kongre’de adaylar, seçimlere geçilmeden önce saptanır. Adaylık önerileri yazılı ve sözlü olarak Büyük Kongre Divanı’na yapılır. Seçim başladıktan sonra adaylık önerilemez. Aday olmayanlar seçilemezler.
  4. Aday olanların seçimine ilişkin itirazlar Büyük Kongre divanı tarafından incelenerek sonuçlandırılır. İtiraz karara bağlanmadan seçimlere geçilemez. Kongre başkanı seçimi başlatmadan önce, seçimde uygulanacak kuralları açıklar.
  5. Büyük Kongre’de yapılacak seçimler için hazırlanacak oy pusulalarında, her organın adayları ayrı bölümlerde gösterilir.
  6. Seçimlerde aday sayısının, seçilmesi zorunlu olan asil ve yedek üye sayısından az olmaması gözetilir.
  7. Seçme ve seçilme hakkının kullanılması, üye başvurusundan sonra en az 2 ay geçmesi, giriş ödentisi ve üye aidatlarının ödenmiş olması koşullarına bağlıdır.
  8. Her örgütün kongresine bir üst örgüt tarafından kongrenin Tüzük’e, yasaya ve yönetmeliğe uygunluğu ile idari ve mali işlerin denetimi için denetçiler gönderilir.
  9. Organ seçimlerinde kadın kotası uygulanırken, 0.5’ten küçük küsuratlar bir üst sayıya tamamlanır.

SEÇİMLERDE ADAYLARIN BELİRLENMESİ

MİLLETVEKİLİ ÖN SEÇİMİ

Milletvekili adayı olacak partililer, o seçim bölgesindeki parti üyelerinin tümünün katılacağı ön seçim sistemiyle belirlenir. Ön seçimler SPY ve PM tarafından hazırlanacak ön seçim usulünü gösterir yönetmeliğe göre yapılır. Ancak zorunlu hallerde PM, üye tam sayısının 2/3 çoğunluğu ile SPY'de gösterilen diğer aday belirleme yöntemlerine başvurma kararı alabilir.

YEREL SEÇİMLERDE PARTİ ADAYLARININ BELİRLENMESİ

Yerel seçimlerde aday olacak partililer SPY ve bu konuda hazırlanacak yönetmeliğe göre yapılacak ön seçimlerde belirlenir. Ön seçimlere o seçim bölgesindeki parti üyelerinin tümü katılır. Ancak zorunlu hallerde PM, üye tam sayısının 2/3 çoğunluğu ile SPY'de gösterilen diğer aday belirleme yöntemlerine başvurma kararı alabilir.

YAPTIRIM GEREKTİREN KONULAR

Yasa ve Tüzük gereklerini yerine getirmeyen, üst kurulların ve disiplin kurullarının sürekli yazılarını zamanında yanıtlamayan il ve ilçe yönetim kurulları başkan ve üyeleri üst yönetim kurullarınca yazı ile uyarılır. Verilen en çok 30 günlük süre içinde uyarı gereklerini yerine getirmeyen başkan ve yönetim kurullarının yenilenmesi amacıyla ilçe ve il kongreleri bir üst kurul tarafından 30 gün içinde toplantıya çağrılır. İl ve ilçe yönetim kurulları bu konuda kongre çağrısı yapan üst kurula yardımcı olmakla yükümlüdür. Kongreyi toplamayan başkan ve yönetim kurulları bir üst kurulca görevden alınır. Benzeri durumlarda 1/5 oranında kongre delegesinin, 1/10 oranında üyenin yazılı başvurusuyla olağanüstü kongreye gidilir.

DİSİPLİN KURULLARI

  1. Merkez Disiplin Kurulu (MDK):

Büyük Kongre’de gizli oyla seçilen yedi asil, iki yedek üyeden oluşur.

  1. İl Disiplin Kurulu:

İl Kongresi’nde gizli oyla seçilen üç asil, bir yedek üyeden oluşur.

  1. TBMM Grup Disiplin Kurulu:

Grup Genel Kurulu’nca seçilen beş asil, bir yedek üyeden oluşur.

Bu kurullarda görev alanlar partinin diğer organlarında görev alamazlar.

Yetkileri:

MDK, partinin merkez organlarında görevli olanlar, İl Başkanları, İl Yönetim Kurulu Üyeleri’nin disiplin suçlarını karara bağlar. Yukarıda sayılan kurul üyelerinin dışındaki disiplin suçları ilgili disiplin kurullarınca karara bağlanır. Ayrıca İl Disiplin Kurulu Üyeleri’nin disiplin suçları da MDK'da karara bağlanır. MDK aynı zamanda il disiplin kurullarının üst itiraz organıdır. Disiplin kurulları SPY'nin 55. Maddesine göre çalışır.

Disiplin Kurulu'na Başvuru:

Genel Başkan, PM üyeleri ve MYK üyeleri, Başkanlık Kurulu Üyeleri, MDK Üyeleri, İl Başkanları, İl Yönetim Kurulu Üyeleri ve İl Disiplin Kurulu Üyeleri hakkında, görevleri ile ilgili disiplin suçları nedeniyle üyesi oldukları organ veya üst organ tarafından resen veya şikayet üzerine MDK'ya başvurulabilir.

Yukarıda sayılan partililerin görevleri dışındaki disiplin suçları ilgili İl Disiplin Kurulları’nca karara bağlanır. Organların üyeleri kendileri ile ilgili sevk oylamasında oy kullanamaz. İl Yönetim Kurulları, İlçe Başkanları ve İlçe Yönetim Kurulları hakkında; İlçe Yönetim Kurulları ise Belde Başkanları ve tüm üyeler hakkında resen veya şikayet üzerine il disiplin kuruluna başvurabilir. İlgiliyi disipline sevk eden organ sevk işlemini ilgili yasalara, Parti Tüzüğü’ne ve yasalara uygun düzenler. Başvuru veya sevk işleminde bulunan kişi veya örgüt başvurusuna esas teşkil eden tüzük hükümlerini, ihlal edilen tüzük maddesini ve iddiasını destekleyen bilgi, belge, tanık ve her türlü kanıtı bir dilekçeyle ilgili organa iletmek durumundadır.

Çalışma Yöntemi:

Disiplin Kurulu kendisine yapılan başvuru veya sevki en geç iki ay içinde sonuçlandırır. Ancak Disiplin Kurulu ilgiliyi tedbiren görevinden alırsa 1 ay içinde karar verir. Disiplin Kurulu karar verinceye kadar toplantılarını kapalı yürütür. Disiplin kurulunun görüştüğü bir olayla ilgili olarak parti organ ve toplantılarında görüşme açılamaz. Söz alınamaz, yayın yapılamaz. Disiplin Kurulu’nca verilen kararlar ile disiplin cezaları hakkında her kademedeki parti kongresinde görüşme yapılamaz ve karar alınamaz. Ancak MDK'nın vermiş olduğu kararlar PM veya büyük kongrede kaldırılabilir. Bunun için ilgilinin şahsen veya il yönetim kurulunun 1/5'inin; PM veya büyük kongrenin 1/20'sinin başvurusu gereklidir. Parti disiplin kuruluna sevk edilen üye Disiplin Kurulu’nun kesin kararı olmadığı sürece masumdur. Ancak Disiplin Kurulu gerekli görürse tedbir niteliğinde olmak üzere disiplin kuruluna sevk edilen üyeyi parti içindeki görevlerinden derhal alabilir. Üye, bu tedbir kararının kaldırılmasını sevk edildiği Disiplin Kurulundan isteyebilir. Bu istek, Disiplin Kurulu tarafından 7 gün içinde karara bağlanır. Disiplin Kurulu’nca hakkında geçici çıkarma cezası verilen üye parti faaliyetine katılamaz ve parti organlarına teklifte bulunamaz. Ancak geçici çıkarma süresinde Partinin Programı, Tüzüğü ve parti organlarının bağlayıcı kararlarına uymakla yükümlüdür.

Partiden kesin çıkarma için Disiplin Kurulu’nun üye tamsayısının yarıdan bir fazlasının kararı gereklidir. Disiplin Kurulu’na sevk edilen üye yazılı ve sözlü savunma hakkına sahiptir. Sevk edilen üyeye savunması için yazılı çağrı yapılır. Bu çağrıya 15 gün içinde yanıt vermeyen üye savunma hakkından vazgeçmiş sayılır. Bu süre seçim dönemlerinde SPY’nin 55. Maddesi çerçevesinde 7 güne indirilebilir. Kasıtlı suç isnadı ve asılsız tanıklık disiplin suçu olarak değerlendirilir ve bu konuda Disiplin Kurulu resen işlem yapar. Disiplin Kurulu kararı alınmadan parti içinde ve dışında yazılı veya sözlü görüş açıklanamaz. Kadına yönelik suçların disiplin kurullarında görüşülmesine öncelik verilir. Disiplin Kurullarında görev alanlar partinin diğer organlarında görev alamazlar.

Karar Düzeltme ve Yeniden Yargılama Talebi:

MYK, MDK kararlarına karşı düzeltme ve yargılanmanın yenilenmesi talebiyle MDK'ya başvurabilir. Karar düzeltme talebi her zaman yapılabilir. Her iki başvuruda da gerekçeler gösterilir. Bu başvurular Tüzük ve SPY'de belirtilen itiraz yolları arasında değerlendirilmez. MDK bu talebi en geç 30 gün içinde karara bağlar. Karar düzeltme talebi sonuçlanıncaya kadar Disiplin Kurulu kararı uygulamaya sokulmaz.

DİSİPLİN SUÇ VE YAPTIRIMLARI

Disiplin yaptırımları uyarı, kınama, üyelikten geçici çıkarma ve üyelikten kesin çıkarmadır.

Aşağıdaki disiplin suçlarına karşılarında yazılan yaptırımlar uygulanabilir. Tekrarı halinde bir üst ceza verilir.

  1. Geçerli bir sebebi olmaksızın ödentisini yazılı talebe rağmen 4 ay üst üste ödemeyen üyeye uyarı cezası verilir.
  2. Parti işlerinde özel çıkar sağlayanlara kesin çıkarma yaptırımı uygulanır.
  3. Parti parasına ve malına zarar verenlere kınama, geçici çıkarma ya da kesin çıkarma yaptırımı uygulanır.
  4. Parti defter ve evraklarında tahrifat yapanlara kınama, geçici çıkarma ya da kesin çıkarma yaptırımı uygulanır.
  5. Temel insan hakları ihlallerinde bulunanlara kınama, geçici çıkarma ya da kesin çıkarma yaptırımı uygulanır.
  6. Özel alan dahil kadınlara yönelik her türlü şiddet ve tacizde bulunanlara kınama, geçici çıkarma ya da kesin çıkarma yaptırımı uygulanır.

İtiraz:

İl Disiplin Kurulu kararlarına karşı MDK’ya başvurulabilir. Hakkında partiden ya da gruptan geçici veya kesin çıkarma cezası verilen parti üyesi parti içi itiraz yollarını tükettikten sonra SPY’nin 57. Maddesi çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Yargı kararı kesindir.

MALİ HÜKÜMLER

Partinin gelirleri, Parti bayrağı, flaması, rozeti, yayınları ve rumuzlarının satışından sağlanacak gelirler, partice düzenlenen balo, eğlence, tiyatro, film gösterimi, konser ve yemeklerinden sağlanacak gelirler ve SPY'de belirtilen diğer kaynaklardır.

Partiye üye olan herkesten en az 5 milyon en çok 50 milyon TL giriş aidatı alınır. Giriş aidatı Genel Merkeze aktarılır. Parti üye aidatlarının aylık tutarı en az 5 milyon TL, en fazla 50 milyon TL’dir. Bu miktar üye tarafından belirlenir ya da değiştirilir. Genel ve yerel seçimlerde adaylık için başvuru ödentisi PM tarafından belirlenir. Partinin bütçesi, bilançoları, gelir ve gider cetvelleri ile kesin hesaplarının nasıl düzenleneceği ve gelirlerin sağlanması ile giderlerin yapılmasına ilişkin usuller SPY'nin ilgili hükümleri ve Tüzük doğrultusunda hazırlanacak Mali İşler Yönetmeliği ile gösterilir. Partinin her türlü gelir ve gideri SPY hükümleri ve yönetmelikler çerçevesinde belgelendirilir ve muhasebeleştirilir. Partinin bütün organları görev alanlarındaki mali işlemlerin belgelendirilmesi ve muhasebesinin tutulmasından birinci dereceden sorumludur.

GİDERLERDE SORUMLULUK VE YETKİ

Partinin giderleri ve girişeceği yükümlülükler, Genel Merkezde parti tüzel kişiliği, illerde İl, ilçelerde İlçe Örgütü adına yapılır.

Yükümlülüklere girişmek, bankalardan para çekmek, bir mal veya hak üzerinde tasarrufta bulunmak ya da bu konuda temsil yetkisi vermek için merkezde Genel Başkan veya Genel Başkan Yardımcıları’nın, il ve ilçelerde ise Başkan ve Saymanın, Başkan bulunmadığında da Sekreter ile Saymanın imzalarının bulunması zorunludur.

TUTULACAK DEFTERLER

Her kademedeki parti organları, SPY'de gösterilen defter ve kayıtları tutmak zorundadır. Bunların nasıl tutulacağı, bu defterler dışında, hangi kurulların hangi defterleri tutacağı, teknik olanaklardan nasıl yararlanılacağı yönetmelikte ayrıntılı olarak düzenlenir.

SPY VE DİĞER HÜKÜMLER

Parti tüzüğünde hüküm bulunmayan hallerde SPY ve siyasi partilerle ilgili diğer yasal düzenlemeler dikkate alınır. SPY ve diğer yasalar tarafından tanınan hak ve yetkiler ilgili kurullarca kullanılır.

ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER

  1. İl ve İlçe Yönetim Kurulları’ndan birinde üye olanlar, diğer bir İl ve İlçe Yönetim Kurulunun üyesi olamaz. İl ve İlçe Başkanları hakkında da aynı hüküm geçerlidir.
  2. Bu tüzükte üst organlar ve kurullar için öngörülen esaslar aksine hüküm olmadığı takdirde alt organ ve kurullar için de geçerlidir. Bu tüzükte hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır.
 
Emekçi Hareket Partisi mail grubuna dahil edilmek istiyorum
E-posta:   
katilim

emekci_haber

Genel Başkan Sibel Uzun
Firavunların Zulmü
Diğer Yazıları

Genel Sekreter Gün Çağ Aydın
Demokrasiyi Tanımayanların Anayasa’sına Oy Yok
Diğer Yazıları

Hakan Öztürk
Destekçi Değil Boykotçuyuz
Diğer Yazıları

Gülsüm Kav
Ömer Çetin Kim?
Diğer Yazıları

Veysel Aktaş
Devrimci Görevleri Büyütenler, Devrimci Güçleri Büyüterek Devrimci Yol’dan Yürüyor
Diğer Yazıları

Akıntıya Karşı - Vladimir İliç Lenin
Emperyalizm: Tekellerin Sert Rekabeti
Diğer Yazıları

mucadele_takvimi

iscilerdenyazilar_teksutun

emekcihareket_wb
butonson
Anasayfa | İl Örgütleri | Program ve Tüzük | Basın Açıklamaları | Haberler | İletişim