|
51 gündür oradalar. Ankara’da Türk-İş’in önünde, kara, soğuğa rağmen, yılmadan yorulmadan direnmeye devam ediyorlar. Elbette ki edecekler, çünkü onlar bu devletin verdiği hakkın sahibi ve o hakkı kaybetmek istemiyorlar. Elbette direnecekler, çünkü onlar iktidarın neye göre yaptığı belli olmayan özelleştirmeye kurban gitmek istemiyorlar. Elbette ki direnecekler, çünkü onlar birkaç ay sonralarının belli olmadığı, her an işten atılma korkusuyla yaşayan, özlük hakları ellerinden alınmış birer sözleşmeli eleman olarak çalışmak istemiyorlar.
Bu uğurda direnişlerini sonuna kadar da sürdürecekler. Düzenledikleri mitingde on binlerce işçi bir araya gelerek ‘Ölmek var dönmek yok’ derken ne kadar ciddi olduklarını gösterdiler. Açlık grevine girdi yüzden fazla işçi, ekmek kavgaları için. Alınacak kararları beklediler. Ama yapılan görüşmelerden onlar için neredeyse ölüm demek olan 4/C’den başka bir şey çıkmadı. Onlar da ‘fermanları yaktılar’. Yeniden açlık grevindeler. Tüm işçiler, emekçiler, memurlar, herkes iş bırakacak 4 Şubat’ta. Zaten haykırmışlardı ‘Genel grev, genel direniş’ diye. Onlar haklarını alacaklarından o kadar eminler ki, ‘Bir elli gün daha bekleriz’ diyorlar. Hükümete, bu sisteme, kendilerini ezmeye çalışanlara bir uyarı olurcasına, başkaldırırcasına. Hiç şüpheleri yok üstelik.
TEKEL işçileri Ankara’da direnirken, itfaiye işçileri de İstanbul’dan yakıyor mücadele ve direniş ateşini. Onlar da girdiler açlık grevine. Bu düzene inat. Şeker fabrikaları özelleştiriliyor şimdi. Onlar da hazırlar direniş ateşini yakmaya. Yakacaklar elbette. Çünkü onlara yol gösteren demiryolu işçileri var, işlerine geri alınan. Çünkü onlara ışık tutan devrimciler var, Güler Zere’yi tutsaklıktan kurtaran. Çünkü RENTA işçileri var, kapının önünde gün be gün, sabah-akşam bekleyerek işçi direnişinin nasıl olacağını hatırlatan ve direne direne işlerine geri dönen. Öğrenciler var, sendikaları var öğrencilerin, yüzlerce, binlerce kişiyi yurdun dört bir yanında sokağa dökünce bozguncuların oyunlarını bozabileceklerini dosta düşmana duyuran. Ve şimdi korkuyorlar. Hem de çok korkuyorlar. ‘İdeolojik’ diyor başbakan. Mücadele ateşini yükselten herkese kendince taktığı kulpu takıyor onlara. Evet, başbakan, öğrenciler ideolojikti, çünkü arkalarında güçlü bir örgüt vardı, bir ejderhaymışçasına. Evet, başbakan, TEKEL işçileri ideolojik, çünkü orada direnen binlerce emekçiyle birlikte, buz gibi havuzlara atlayan, senin aklının almadığı, anlayamadığın o işçilerle birlikte bir de devrimciler var, mücadele ateşini büyüten. ‘Emekçi’lerle birlikte olmanın bilincinde. O ideolojiden kork sen asıl, sayın başbakan. Yanıyor ve yanacak ülkenin her bir yanında direniş ateşi. O zaman göreceksin ideolojiyi. Köle gibi çalıştırdığın işçiler, okullarda ücretsiz sömürdüğün öğrenciler, erkek egemen sistemin ezdiği kadınlar, heteroseksist sistemin çarklarına direnen eşcinseller, biseksüeller, transseksüeller, erkek egemen – heteroseksist - kapitalist sistem tarafından ezilen kesimlerin hepsi, hep birlikte birleşip gelecekler ve asıl o zaman görecek herkes, asıl ideolojiyi.
Sistem işçileri, emekçileri, öğrencileri ezmeye çalışırken, parayla, işgücüyle sömürmeye çalışırken, biz LGBTT’leri de ezmeye devam ediyor. Nasıl ki TEKEL işçilerini 4/C’yle tehdit ediyorsa, onların kazanılmış haklarını ellerinden almak için diretiyorsa, nasıl ki itfaiye işçilerini işsiz bırakmakla tehdit ediyorsa, öğrencilere harç zamlarını, geleceksizliği dayatıyorsa, bizi de ölümle, dışlanmayla, her türlü ayrımcılıkla tehdit ediyor. Her gün bir arkadaşımız daha öldürülüyor bu sistem tarafından, ağır tahrik denerek. Son iki yılda öldürülenlerin sayısı belki de yüzü aştı, bizim duyabildiklerimiz çok daha az. LGBTT’lerin öldürülmesi çok daha kolay, çünkü onlar bu sisteme karşı. Çünkü onlar bu sistemin çarklarından ‘farklı’ bir çark. Düzeninin devamlılığını sağlayan ‘Genel ahlak’ına aykırı görüyor. ‘Normal’ olmadığımızı iddia ediyor, kendi kalıplarına uydurumadığı için yaşam hakkımızı elimizden almak için, sınırlandırmak için elinden gelni yapıyor. Teşhirci diyor, ‘trafiği engellediğimi’ iddia ediyor, sırf travesti olduğumdan, transseksüel olduğumdan. Sistem beni para karşılığı cinsel ilişkiye girmeye, fuhuş sektörünün bir parçası olmaya zorluyor. Çünkü iş vermiyor. Vali olamıyorum, kaymakam, doktor olamıyorum mesela. Ama erkek egemen kapitalist sistemin kendine çıkar sağlamaktan imtina etmediği, insan hakları ihlalinden, işkenceden başka bir şey olmayan fuhuş sektörüne mahkum ediliyorum. Iş, ekmek hakkım elimden alındığı gibi hergün bu sektörde bir kez daha öldürülüyorum. Üniversitelerden atılıyorum, sırf transseksüel olduğum için. İşyerinde, okulda hep kendimi gizlemek zorunda kalıyorum, ‘errrkek gibi’ davranmaya itiliyorum, işsiz kalmayayım diye. Zorla evlendirilip hergün tecavüze uğramam reva görülüyor. Beni hapsediyor yarattığı izole alanlara, cafelere, barlara. ‘Kendim gibi’ olanlarla, bu topluma, bu sisteme göre zararlı olanlarla bir araya kapatılıyor, kendi kendimizle, kimseye başka bir dünyanın olabileceğini göstermeden yaşamamız isteniyor. Bir taraftan da kapitalist sistem yeni pazarlarını buralara kurup karına kar katmanın peşine düşüyor.
Ama bir şeyi unutuyor, benim arkamda örgütlü bir güç var, benim haklarımı arıyor, gerektiğinde sokaklara dökülüyor benimle, etrafta beni ‘yanlış’ olarak gören onlarca insana rağmen. Gerektiğinde mahkeme kapılarına dayanıyor, bana sorgusuz sualsiz para cezası kesenlere, bana sokağa çıkmayı ‘yasaklayan’lara karşı oluyor. Ve bunun sayesinde duruyor kesilen para cezaları, hem de bir bıçak gibi. Biz şunu biliyoruz, birilerinin hala tutsak olduğu bir dünyada, kimse özgür olamamış demektir. Ve öğrencilerin de, emekçilerin de, işçilerin de, kadınların da, LGBTT’lerin de, özgür olması gerekli, özgürlükten bahsetmek için. Ve biz nasıl ki 1 Mayıs’ta Taksim alanına girdiysek, 6 Kasım’da sokaklara döküldüysek, 8 Mart’ları, 25 Kasım’ları büyüttüysek, her cumartesi Galatasaray Lisesi önünde annelerimizle kayıplarımızı aradıysak, nasıl ki Güler Zere’yi özgürlüğüne hep birlikte, yine, ‘Kurtuluş yok tek başına’ diyerek kavuşturduysak, TEKEL işçisiyle de, itfaiye işçisiyle de, direniş ateşini yakmaya hazırlanan diğer tüm işçilerle de hep birlikte özgürleşeceğiz.
Biz, Emekçi Hareket Partili LGBTT’ler olarak TEKEL işçilerinin direnişlerinde birlikteyiz. Diğer tüm emekçilerin direnişlerinde olacağımız gibi. 51 gündür burada, onlarla birlikte çadırlarda yatıyoruz. Gece demiyoruz, gündüz demiyoruz, hep birlikteyiz. Açlık grevinde olduğu gibi, mitingde olduğu gibi. Ve onlar da bunu biliyorlar. ‘Travestiler bile vardı eylemde’ diyorlar. Burada tartışma kalmadı zaten. Kürdün, Lazın,Türkün, Alevinin, kadının, erkeğin, LGBTT’lerin, hiçbir farkı yok burada. Biliyorlar burada olduğumuzu, beraber özgürleşeceğimizi. Röportajlarında ‘Kurtuluş yok tek başına’ derken, bunu hepimiz için söylüyorlar. Herkese inat. Devlete inat. Sisteme inat. Ezilenleri hor görenlere inat, kimi zaman da sosyalistlere inat. Farkındalar çünkü her şeyin. Her şey burada yerini buluyor. ‘Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği’ sloganı burada hayata geçiyor. Diyorlar ki: “Biz sosyalistleri, devrimcileri hep kötü olarak bildik, tanıdık. Bize yanlış anlattılar. Ama öyle değilmiş. Şimdi onlardan başkası yanımızda değil. Artık ben de devrimciyim.” Hatta şunu bile diyorlar: “Biz uzun saçlı, küpeli birini görünce pek sevmezdik. Beğenmezdik. Ama burada bizim yanımızda siz de varsınız. Keşke her küpeli sizin gibi olsa.” Kabul ediyorlar bizi, ekmeklerini paylaşıyorlar, sigaralarını paylaşıyorlar bizimle. Mitinglerine katılan, kendilerini ziyarete gelen LGBTT örgütlerini anmadan geçemiyorlar. Biliyorlar bu sistemin dışladığı insanların onlara çorba dağıttığını. Hükümete beraber haykırıyoruz, sisteme beraber haykırıyoruz. Hepimiz aynı sosyalizmi özlüyoruz şimdi.
Ve şimdi kararlıyız. Ezilen tüm kesimler, işçiler, öğrenciler, kadınlar, işsiz ve güvencesiz eğitimciler -öğretmen olamamışlar-, LGBTT’ler örgütleneceğiz, bir olacağız, erkek egemenliğine, heteroseksizme, kapitalist sisteme karşı gelerek, ‘birleşik mücadele’yle direnen emekçilerin, tüm ezilenlerin kazanması için elimizden geleni yapacağız. Gerektiğinde sokakta, gerektiğinde mahkeme önünde, gerektiğinde gökkuşağı fularlarıyla polis barikatlarında ve tabi ki de kızıl bayraklarla devrim sabahında olacağız, TEKEL işçileriyle, itfaiye işçileriyle, direniş ateşini yakan ve nicelerini yakmaya hazırlanan o ‘ideoloji’yle birlikte. |