|
Zamanın birinde teknoloji fuarlarından birine gittikten sonra yanımıza gelen bir sosyalist arkadaşımız: “Vallahi kapitalizmin krize girdiği falan yok. Taş gibi karşımızda duruyor. Biz kendimizi avutuyoruz” gibi bir laf etmişti.
Gerçekten de çok etkilenmişti arkadaşımız.
Cep telefonlarını görmüştü, bilgisayarları görmüştü, ses sistemlerini görmüştü.
Kapitalizmin bilimi ve teknolojiyi basbayağı ilerlettiğini düşünüyordu.
Yalan da değildi. İlerlemişti işte. Sosyalistler olarak mızıkçılık etmenin alemi yoktu. Kaybetmiştik oyunu işte. Ama lanet olsundu bize. Bir türlü kabullenemezdik yenildiğimizi. O güzelim fuarları yaratan kapitalizmin sarsılmaz olduğunu kabullenemediğimizden bu kadar anti-kapitalist gözüküyorduk. Yahut gözükmeye çalışıyorduk. Olay neredeyse tamamen psikolojikti. Zaten diğer konularda da inatçı olan bazı arkadaşlar bu konuda da inat ediyordu.
Tarihsel olayları bir kişinin ya da bir grup kişinin kısa dönemli psikolojileri üzerinden açıklamaya kalkışmayı hiç bilimsel bulmuyorum ama hadi bir kerelik prensibimi bozayım.
Bir insan kötülüklerin anası diye bellediği bir varlığa karşı verdiği mücadelenin çeşitli aşamalarında başarısızlığa uğradığında, ortaya çıkması gereken en ideal insan psikolojisi o varlığın birazcık iyi olduğunu düşünmeye başlaması mıdır? Ya da o varlığa karşı mücadelenin imkansız olduğunu düşünmesi mi?
İnsan yenemediği kötülüğü kabullenmeli midir?
Karpuz bittiyse karpuzun kabuklarını yemeli midir Nasrettin Hoca?
İnsan kabukları yiyip aslında karpuz yiyorum demeli midir?
Karpuz kabuğu yemek maddi ve manevi kolay mıdır?
İnsan karpuz kabuğu yemeyi kolayca kabullenmeli midir?
Karpuz olmadığı için karpuz kabuğu yemek yeni fikirlere daha açık olmak mıdır?
Karpuz kabuklarına en önce yanaşan en açık fikirli olan mıdır?
Karpuz kabuklarını yiyen birisi “aslında kabuklar daha güzel” de demeli midir?
İnsanlar yenildiklerinde bu derece diz çökmeli midir?
Bir insan bir kötülüğü yenemediğinde, diğerlerinin de yenememiş olmasından çok memnun olmalı mıdır?
Dünyanın en büyük kötülüğünü yenememiş olmanın kahrından ne kurtarabilir insanı?
İnsan böyle bir kahırdan kurtulmalı mıdır?
Büyük bir kötülüğü yenememiş olmanın yasını bir insan bütün insanlık adına taşımaz mı?
Bu yas, birilerinin tutması gerektiği birilerinin tutmasının gerekmediği bir yas mıdır?
İnsan büyük bir kötülüğü yenemediğinde “ne yapalım yenemedim işte” demeli midir?
Diyebilir mi?
“Yenemedimse yenemedim ne olacak kardeşim” midir?
Terapistiniz “gerilim yaşıyorsanız orayı hemen terk edin” mi diyordur size? Bu talimata uyulmalı mıdır? Politik sorunlar terapistlerin tavsiyelerine uyularak çözülebilir mi? Terapistler bir gün leninist bir örgüte girmenizi de tavsiye ederler mi? Devrime hizmet eden işler, psikolojik gerilimlerinizi azaltmaya da hizmet eder mi?
Büyük bir kötülük mağlup edilemediğinde suç kolayca bir başkasına atılabilir mi?
Bu insanı rahatlatır mı? Yüceltir mi? Temize çıkarır mı?
Bir kötülüğü yenemediğimizde bu bazılarını hiç enterese etmez mi? Onlar zaten hiçbir zaman bizden değiller miydi?
Bir anne maymun yavrusunu bir erkek maymun hırpalayıp öldürdüğünde, on beş gün o ölmüş yavrusunu kucağında taşıyor. Yavrusunun öldüğünü kabullenemiyor. Belki ilk günler yavrusu ölmemiştir diye bekliyor. Ama peki sonraki günler niye bekliyor? Yasını tutuyor. Hayata karşı savaşmış ve yenilmiş yavrusuna saygı gösteriyor. Kendisini köşeye sıkıştırmış doğaya karşı yavrusunu kucaklayarak geri çekiliyor. On beş gün direniyor doğaya karşı.
Bunu maymun olduğu için yapıyor.
Bunu iyi bir maymun olduğu için yapıyor.
Hakan Öztürk /
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|