Anasayfa | İl Örgütleri | Program ve Tüzük | Basın Açıklamaları | Haberler | İletişim
 
Evine Dön Başbakan

Biz deki yönetim geleneği şudur; kim ki mücadele eder, hak mücadelesi için evini barkını geride bırakmak yiğitliği gösterir, direniş yapar, ilk söz bu olur; evinize dönün.

Dönün evinize. Kapanın. Televizyondan yönetenlerin yalanlarını dinleyin, sadece kendinizle ilgilenin, kendiniz olun, çıkmayın sokaklara. Çıktıysanız pişman olun, koşarak uzaklaşın, eve girip kapıları sıkı sıkı kapatın e mi?

Artık evde ne varsa ona da razı olun, uzun etmeyin. Ev sıcak mı, ekmek var mı bunların da bir önemi yok. Sonuçta evi olmayanları düşünün, şükredin, razı olun.

Türkiye demokrasinin ne olduğunu anlatan, her demokratik talepte, her direnişte karşımıza çıkan bu çağrıyı, şimdi son büyük direnişin kahramanlarına, tekel işçilerine yapıyor son başbakan.

Bu başbakan ülkesini o kadar seven bir başbakan ki; elinden hayatı alınan Tekel işçisine gözdağı olarak milyonlarca işsiz var, size imkan sunuyoruz, halinize şükredin diyor.

Bugünleri de gördük. Bir başbakan, kendisinin çözmesi gereken işsizlik sorununu utanmadan işini kaybetmemek için mücadele verenlerin karşısına çıkarıyor.

Sen niye başbakansın, senin işin işsize iş bulmak değilse, ne o zaman?

Bu başbakan ülkesini o kadar çok düşünüyor ki; gerilim istemediği için susmuş, ülkesinin kaldıramayacağını düşündüğü bazı gerçekleri söylememiş. Bir insanlık ayıbı olarak tarihe geçen başörtüsüne yönelik ayrımcılık nedeniyle, askeri hastane kapılarında kalan eşinin gözyaşlarını yıllarca saklamış bizden. Daha da  kendisine yönelik tehditleri anlatmıyormuş, anlatsa kötü olurmuş.

Bu bizi çok düşünen başbakan, aslında vallahi daha az düşünse, belki demokrasi daha rahat gelir. AKP’nin demokrasiyle bir alakası varmış gibi görünmesinden kurtuluruz en azından.

Ne zaman anlatacakmış gerçekleri? Emekli olunca, siyasetten çekildikten sonra kaleme alacakmış.

Yani darbeler başkalarına, gelecekteki siyasetçilere planlanırken.

Bravo.

Bu başbakan tam olarak geleneğinin insanı. Süleyman Demirel’den hiçbir farkı olmadığını ortaya koydu böyle işte. Sağcı geleneğin özü bu; devletle, özellikle TSK ile ilişkileri zedelemeyi hiçbir zaman göze alamaz,  susar.

Demokrasi mücadelesi veren Erdoğan, Davos’ta “one mınute” diyen Erdoğan, başörtüsü üzerinden oy toplayan Erdoğan, bu ayrımcılığa cevap verdiğini iddia eden Erdoğan, diğer sakladıkları, bizleri düşündüğü için anlatmadıkları karşısında ne yapmış? Hiç.

Bir tek başörtüsünü anlatıyor, gündeme getiriyor. Peki neden şimdi yeniden gündeme getiriyor?

Çünkü şimdi artık gerçekler daha net görülüyor.

Şimdi artık kaybetmekten daha çok korkuyor.

Bir şeyi unutuyor; kaybetmekten korktuğu oy tabanını, başörtüsü konusunu sadece duygusal olarak dile getirip, uğruna gerçek bir mücadele vermeden tutamaz ki.

İki şey unutuyor; aynı zamanda bazı başörtülüler Ankara’nın ayazında ekmeği için direniyor. Ekmek kavgası verenle kavga eden bir başbakan, o koltukta kalamaz ki.

Hakkını teslim edelim. Bizim başbakanımız koltuğunda oturmuyor, gerçekten çalışıyor, hareketli. Aynı zamanda yetenekli de. Yalnız burada bir ayrım var: onun sanki demokrasi içinmiş gibi görünen çalışkanlığı, gerçekte onun mecburiyeti .

Hükümet olup da iktidar olamayan AKP için, askeri vesayet karşısında sanki demokrasi mücadelesi veriyormuş gibi görünen, hükümet edende bulunması mümkün olan iktidar olma isteği ve arzusudur bir. Yani özünde demokratik bir tabiatı temsil etmiyor, sadece bir güdü. Çünkü sadece kendisiyle ilgili olan demokrasi meselesinde parlıyor, kendi dışında demokratik haklarını isteyen her bir kesime;, tekel işçisine, atama bekleyen iş isteyen öğretmene, Kürt hareketine, harç zamlarını reddeden okumak isteyen üniversite öğrencisine, hak için yola çıkmış her bir kimseye “ideolojik” diyor, “ evinize dönün” diye sesleniyor.

AKP için sadece hükümette kalmaya devam etmekte hiç fena fikir değil çünkü hükümet imkanlarını kullanarak yeni sermayedarlar yaratıyor, kendine de çalışıyor. Bunun için verdiği mücadele de sanıldığı gibi demokratlık filan değil. AKP, sağcı gelenekte hep olduğu gibi, asker ve sermaye karşısında son derece dirençsiz. Kendinden önce oluşmuş olan büyük sermaye gruplarıyla yaşadığı gerilimler de buradan kaynaklanıyor. Fark; sağcı gelenekte kendinden önce daha az bulunan bir olanakla;  iletişim araçları ile, bu sermaye savaşını da bir demokrasi meselesi gibi sunmayı başarıyor.

Şimdi artık, demokratik gelenekten gelmeyen, demokratik bir tabiatı temsil etmeyen bu AKP’nin, sadece kendi varlığı için verdiği mücadelenin demokrasi pulları tek tek dökülüyor.

Direnen işçiler döküyor, işsiz öğretmenler döküyor, Kürt hareketi döküyor. Pullar dökülüyor da dökülüyor.

Tek Gıda İş Başkanı, tekel işçisine evinize dönün diyen başbakanı direniş alanına çağırıyor; “işçinin yanına gidip dinleseydin, görseydin ne yaşadıklarını, onların kararlılıklarına şahit olsaydın” diyerek aslında demokrasi geleneğine çağırıyor. Demokrat olmak, ezilen her kimse onunla bağ kurmak, onun ne dile getirdiğini dinlemektir çünkü.

Bizim başbakan ne yapıyor? “Tekel işçileri yatan paralarını çekip kendi ayrıca hesaplarına yatırmak suretiyle oradan faizini nemasını alma imkanını yakaladı” diyor.

Herkesi kendi gibi sanıyor. Faiz için, nema için yaşıyor sanıyor insanlığı. Bir de ne haddineyse tekel işçisinin “ana sütü gibi hakkı” olan tazminat parasını bahşetmiş gibi yapıyor.

Bu başbakan gerçekten amacını aşıyor.  Abdi İpekçi parkında amacını aşanlara benziyor. Genel grev korkusuyla yaşayan Türkiye İşverenler Sendikası Başkanına benziyor.

Tehdit üstüne tehdit savururken, üst üste darbe tehditleri yapanlara benziyor.

Başbakan olarak nasıl kalacak? Son başbakanın sonu geliyor, onun için tekel işçisinin değil, direnenlerin değil, asıl onun evine dönmesi gerekiyor.

 
Emekçi Hareket Partisi mail grubuna dahil edilmek istiyorum
E-posta:   
Akıntıya Karşı - Vladimir İliç Lenin
Emperyalizm: Tekellerin Sert Rekabeti
Diğer Yazıları
Anasayfa | İl Örgütleri | Program ve Tüzük | Basın Açıklamaları | Haberler | İletişim